GELENEKSEL VE TAMAMLAYICI TIP NEDİR?

 

“Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp” fiziksel ve ruhsal hastalıklardan korunma, bunlara tanı koyma, iyileştirme veya tedavi etmenin yanında sağlıklı hayatın sürdürülmesinde de kullanılan, farklı kültürlere özgü; teori, inanç ve tecrübelere dayalı, izahı yapılabilen veya yapılamayan bilgi, beceri ve uygulamaların bütünüdür. Batı tıbbını destekleyici ve tamamlayıcı yöntemlerdir.

 

Medova Hastanesi GETAT Ünitesi; kronik ve sistematikhastalıkların tedavisini destekleyen geleneksel tedavi yöntemlerini, bilimin ışığında modern uygulamalarla bir araya getirmektedir. GETAT Ünitesi’nde; akupunktur ve kupa-hacamat gibi geleneksel tıbbın binlerce yıldır kullandığı tedavi yöntemlerinin yanı sıra ozon ve PRP-CGF kök hücre tedavileri tamamlayıcı olarak hastalara uygulanmaktadır. Üniteye başvuran hastaların durumu, öncelikle GETAT sorumlu hekimi tarafından gerekli tüm tetkikler yapılarak değerlendirilmekte, sonrasında en uygun geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulaması seçilerek tedavi süreci
başlatılmaktadır. Usulsüz ve bilgisizce yapılan uygulamaların önüne geçmek amacıyla Sağlık Bakanlığı tarafından yayınlanan yönetmeliğe göre; geleneksel ve tamamlayıcı tıp yöntemlerini uygulayabilecek tek yetkili hekimlerdir. Modern tıbbi uygulamalarla geleneksel tıp yöntemlerini sentezleyen GETAT Ünitesi de bu yönetmeliği esas alarak, hastaların yanlış ellerde yanlış yöntemlerle mağduriyet yaşamaması için çaba göstermektedir;

 

 

GETAT Ünitemizde Uygulanan Tedavi Yöntemleri

 

Akupunktur
Hastalıkların tedavisi ve ağrı İle mücadelede kullanılan yöntemlerin başında ‘AKUPUNKTUR” tedavisi gelmektedir. GETAT ünitemizde Sağlık Bakanlığı ruhsatına sahip deneyimli hekimlerimiz ve ekibi tarafından bu yöntem uygulanmaktadır. “Akupunktur, bozulanları iyileştirir, harap olanları düzeltmez.” söyleminden yola çıkarak uygulanan yöntem klasik tedavi yöntemlerinin yetersiz kaldığı veya sonuç vermediği ve cerrahi aşamaya gelmemiş vakalarda daha iyi neticeler sağlamaktadır.

 

İnsan vücudunun kendi kendini onarım gücü çok yüksektir ve bu gülcü harekete geçiren belli uyarı noktaları vardır ve bu noktalardan 650-700 tanesi kullanılır. Her hastalık için ayrı program ve noktalar bulunmaktadır.

Belli bir süre iğne batırarak tedavi etme anlamına gelen akupunktur yönteminde; vücutta bozulmuş olan dengenin yeniden sağlanması hedeflenmekte, vücut bir bütün olarak kabul edilmekte ve sadece ağrılı bölgeye odaklanılmayıp vücudun genel işleyişi düzeltilerek bağışıklık ve onarım mekanizmaları devreye sokulmaktadır. Akupunktur iğneleri sayesinde yapılan uyarılarla organizmanın hemen her yerine ulaşabilecek haberler iletilmektedir. Bu yüzden bağışıklık sistemi güçlendirilerek vücudun direncinin düşmesine bağlı birçok hastalık tedavi edilebilmekte, ağrının direkt olarak nedenlerine de yönlenebilmektedir. Genel vücut akupunkturu ve kulak akupunkturu uygulamalarıyla istenen etkilere ulaşılabilmektedir.

Omuzdaki ağrının giderilmesi ve kısıtlılığın açılmasında, dizlerdeki ağrıdan dolayı yürümede ve oturup kalkmada, dizlerini katlamada zorluk çekenlerde, dirsek, el bileği ve ayak eklemlerinde, topuk ve taban ağrısı olan hastalarda etkili sonuçlar alınmaktadır.
Akupunktur metabolizma üzerindeki etkileri nedeniyle; endokrin bozukluklarının giderilmesinde, kilo kontrolünde, sigara bırakmada, boyun ve bel fıtıklarında, romatizmal hastalıklarda, migren ve sinüzitte, alerjik reaksiyonlarda, kalp, solunum sistemi, kadın hastalıkları ve mide-bağırsak sistemi hastalıklarında, hipertansiyon tedavisinde, sınav stresinin önlenmesinde, depresyon tedavisinde, kabızlıkta vb. pek çok hastalıkta kullanılmaktadır.

Farklı birçok hastalığın tedavisini destekleyen uygulama, batı tıbbının tedavi yöntemlerine engel teşkil etmeyip tam aksine çok büyük ek katkı sağlamaktadır.
Ortalama 12 seanslık tedaviler, 3. veya 4. Seansta etkisini göstermektedir. Akupunktur uygulaması tedavi boyunca gereksiz ve uzun süre ilaç kullanımına bağlı yan etkileri de ortadan kaldırmakta, hem maliyeti hem de hastaların iş gücü kaybını en aza indirmektedir. 5000 yılı aşkın süredir uygulanan ve hiçbir kimyasal madde içermeyen akupunktur, sertifikalı uzman hekimler tarafından her yaştan hastaya kolaylıkla uygulanabilmektedir.

Kilo Kontrolünde Geleneksel Tıp Uygulamalarının Desteğini Alın
Obezite günümüzde artık bir hastalık olarak kabul edilmektedir. Bu sağlık sorununun tedavisinin esasını ise sağlıklı şekilde kilo vermek ve verilen kilonun muhafaza edilmesi teşkil etmektedir. Kilo vermede alınan kalorinin düşürülmesi ve harcanan kalorinin artırılması yani diyet ve egzersiz olmazsa olmaz olarak kabul edilirken; akupunktur, bu diyet programının uygulanabilirliliğine ve sürdürülebilirliliğine büyük bir katkı sunmaktadır.

Akupunktur ile kilo verme yönteminde; beyindeki iştah merkezinin baskılanarak kontrol altına alınır, böylece iştah ve acıkma hissi azalır. İştahın azalması diyet programını olumlu etkileyerek; etkinliğini destekler, midede ekşime ve yanma hissinin oluşmasını engeller, halsizlik ve bitkinliği önler, stresi azaltır.

Akupunktur aynı zamanda diyet sırasında vücudun kendini koruma altına alması nedeniyle ortaya çıkan metabolizma sorunlarını da düzenler, diyete bağlı yavaşlayan metabolizmayı hızlandırır.
Ayrıca diyet sırasında oluşan açlık nedeniyle günlük yaşam aktiviteleri olumsuz etkilenebilmekte, özellikle egzersize karşı bir isteksizlik oluşturabilmektedir. Akupunktur burada da devreye girerek, kişinin günlük aktivitelerini yerine getirmesini sağlamakta ve kalori harcamaya yardımcı olmaktadır. Akupunkturun tüm bu olumlu etkileri bir araya geldiğinde, kilolu olan kişinin ideal ve sağlıklı kilosuna ulaşması kolaylaşmaktadır. İdeal kiloya indikten sonra kişiler koruma tedavisine alınır; 3 haftada bir kez uygulama yapılır, egzersiz programı eşliğinde bu sırada sıkı diyet değil sağlıklı beslenme programı uygulanır ve kilolar sabitlenir. Uzman ve hastanın gerekli gördüğü durumlarda tedavi sonrasında yılda 2 veya 3 kez uygulama yapılabilir.

 

 

Tamamlayıcı Tedavilerle Yaşam Kalitenizi İyileştiriyoruz

Ozan Tedavisi
Ozon, 3 atomlu bir moleküldür ve oksijenin çok yüksek enerji taşıyan bir şeklidir. Ozon oda sıcaklığında gaz halinde bulunur. Renksiz ve fırtınalı havalardan sonra, yüksek yerlerde veya deniz kıyısında hissedilebilen karakteristik kokusu olan bir gazdır. Tıpta kullanılan ozon özel jeneratörlerde saf oksijenden üretilir. Ozon tedavisi, medikal ozon gazı kullanılarak bazı hastalıkların tedavi edilmesidir. Ozon tek başına veya diğer tedavilere ek olarak ya da tamamlayıcı bir yöntem olarak da uygulanabilir. Ozon terapi ‘‘alternatif’’ bir tedavi değildir.
Uygun dozlarda ve tekrarlı şekilde uygulanan ozon tedavisi; vücudun savunma sistemlerini( antioksidan sistemleri) aktive edip güçlendirmekte, oksidatif strese karşı direnç gelişimini sağlamaktadır. Ozon tedavisi böylece vücutta; antibakteriyel, antiviral, antifungal etki ve -bağışıklık sistemini uyararak- immünomodülatör etki oluşturmaktadır. Tüm bunların yanı sıra kırmızı kan hücrelerinin dokulara oksijenin taşma kapasitelerini artırarak oksijen azlığını gidermekte; kozmetik, analjezik ve anti-aging etki sağlamaktadır.
Son yıllarda hastalıkların tedavisinde rutin yöntemlere yardımcı olarak tercih edilen ozon tedavisi; güvenli, etkili ve bilimsel bir uygulamadır. Günümüzde diyabet, hipertansiyon ve kronik hepatit tedavisinde başarılı sonuçlar sağlayan ozon tedavisi, hücre yenilenmesini hızlandırdığı için eklem ağrıları, kireçlenmeler, bel ve boyun fıtıkları gibi rahatsızlıkların tedavisinde, klasik fizik tedavi yöntemlerine çok büyük katkıda bulunmaktadır.
Ayrıca ilerlemiş iskemik hastalıklar, fistülün eşlik ettiği abseler, enfekte yaralar, bası yaraları, kronik ülserler, diyabetik ayak ve yanıklar, kas iskelet sistemi hastalıkları ve eklem kireçlenmeleri, kronik yorgunluk sendromu ve fibromiyalji, ağız boşluğundaki kronik ve tekrarlayan enfeksiyonlar ve yaralar, akut ve kronik enfeksiyöz hastalıklar, alerji ve astım, amfizem, kronik obstrüktif akciğer hastalıkları, otoimmün hastalıklar (multipl skleroz, romatoid artrit, Crohn hastalığı vs.), senil demans (yaşlılığa bağlı bunama), kansere bağlı yorgunluk, psöriyazis (sedef) ve atopik dermatid gibi deri hastalıklarına kadar birçok durumda hekimlerin önerileri doğrultusunda, tedavi sürecinin önemli bir kısmını oluşturmaktadır.

 

 

Ozon Tedavisinde Kullanılan Yöntemler Nelerdir?

Major Yöntem: En yaygın kullanım metodudur. Bu metotta kişiden 50-200 ml arasında kan alınarak vücut dışındaki bir ortamda, belirli kurallara uyularak ozon gazı ile karıştırılıp ozon+kan karışımının tekrar vücuda geri verilmesi söz konusudur. Tedavi seanslarının sayısı ve uygulanacak ozon dozu; hastanın genel durumuna, yaşına ve esas hastalığına bağlı olarak hekim tarafından belirlenmektedir.
Minor Yöntem: Kişiden alınan 2 – 5 cc arası kan, belirlenmiş dozda ozonla karıştırılarak kişinin kasına enjekte edilir.
Vücut Boşluklarına Ozon Verilmesi: Rektal (makat) yoluyla, vajinal, burun veya dış kulak yoluna püskürtme yöntemi ile kişiye ozon verilir.
Eklem ve Kas İçine Ozon Gazı Verilmesi: Kas iskelet sistemi rahatsızlıklarında, uygun bir iğne ile belirli dozda ve hacimde ozon gazı kişinin eklemlerine veya kaslarında ağrılı bölgeye enjekte edilir.
Ozon Torbası: İyileşmeyen yaralarda ve diyabetik ayaklarda, cilt lezyonlarında, enfeksiyonlarda, dolaşım bozukluklarında, nöropatik ağrılarda ve huzursuz bacak sendromunda kullanılır.
Geleneksel Tıp ile Modern Hayatın Getirdiği Sağlık Sorunlarını Ortadan Kaldırıyoruz

 

 

Kupa- Hacamat Tedavisi
Hacamat kısaca; deri altında birikmiş, vücutta hastalıklara neden olan toksik kanın ciltte tekniğine uygun bir şekilde, milimetrik kesiler oluşturarak sonrasında kupalarla vakumlanarak dışarı alınması işlemidir.
Çevremizdeki çeşitli kimyasallar, gıda katkı ve koruyucu maddeleri, atılamayan ilaç birikintileri, gıdalardaki hormonlar, soluduğumuz havadaki ağır metaller, yabancı proteinler, kanserojenler, alerjenler, GDO’lu ürünler, su ve hava kirliliği, mikro pıhtılar, kanın akışkanlığını bozan ve kanı kalınlaştıran sebepler; kolesterol, iltihabi kalıntılar vb. bütün bu sayılanlar hacamat ile vücuttan uzaklaştırılabilmektedir.
Vücuttaki toksinler, diyabet ve yüksek tansiyon gibi kronik hastalıklara zemin hazırlamaktadır. Kanda yoğunlaşma artarsa akışkanlık azaldığı için, yorgunluk, halsizlik, isteksizlik, sinirlilik, damar tıkanıklıkları olur. Tüm bunların sonucu olarak; felç, inme, pıhtı atma ve kalp krizi risklerini artar.

Düzenli aralıklarla yapılan tarama hacamatı tedavisi ile kronik hastalıklardan uzaklaşılır. Tıkanıklık ve blokajlar kaldırılarak sağlıklı kan dolaşımına geri dönmek mümkün olur. Hacamat ile anti-aging etki sağlanarak zindeliğe kavuşulur.
Hacamat rahatsız edecek kadar ağrıya yol açmadan, yatak istirahatsız, iş gücü kaybı olmadan tatbik edilen bir tedavi metodu olup, hastalıklardan korunmanın ve sağlıklı yaşamanın en kolay yollarından biridir.
Metabolik atıkların giderilmesinde, sistematik ağrıların azaltmasında ve lenfatik sistemlerin canlandırılmasında etkili olan hacamat tedavisi, steril şartlarda Sağlık Bakanlığı sertifikalı hekimler tarafından yapılmalıdır. Kime ve nasıl yapılacağı, tüm tedavi uygulamalarında olduğu gibi yine doktor tarafından belirlenmelidir.

 

 

Yan Etkisiz Düşük, Başarı Oranı Yüksek Yöntemlerle Tedavinizi Tamamlıyoruz

 

PRP, CGF-CD34 ve Kemik İliği Kök Hücre Tedavisi

Kök hücre tedavisi, kanın iyileştirme potansiyelinin hücre-doku rejenerasyonunu sağlamak amacıyla kullanılmasıdır.
Dokuların kendini yenilemesi esasına dayanan PRP uygulamasında; kandaki pıhtılaşma hücreleri olan trombosit (platelet) hücreleri özel yöntemler ile ayrıştırılıp aktive (içlerindeki büyüme faktörleri açığa çıkarılır) edildikten sonra kullanılmaktadır.
Hastadan 8-20 cc kan alınarak özel tüplere konulur. Santrifüj cihazında kan kimyasının bileşenleri izole edilir. Bu işlem sonucunda elde edilen trombosit yönünden zengin ve büyüme faktörlerini içeren serum, uygulandığı bölgelerde kök hücreleri aktive ederek, doku yenilenmesini ve cilt gençleşmesini sağlar.
Günümüzde oldukça yaygın olarak kullanılan PRP “Büyüme Faktörleri (Growth Factors)” tedavisinin yerini artık, çok daha yoğun “Büyüme Faktörleri ve Kök Hücre” içeren CGF-CD34 (Concentrated Growth Factor – Konsantre Büyüme Faktörü) diğer ismi ile 2. Jenerasyon Platelet Konsantresi tedavisi almaya başlamıştır.

 

 

Kök Hücrelerin İyileştirici Gücünden Uzmanlığımızla Yararlanın

Hücre ve doku yenilenmesini sağlayan CGF-CD34 tedavisindeyse, farklı aktivasyon işlemleri ile çok daha yoğun (konsantre) büyüme faktörü ve kişinin kendi CD 34 tamir hücrelerini içeren plazma sıvısı ayrıştırılarak, istenen bölgeye uygulanmaktadır. Kişinin kendi kanı kullanıldığı için herhangi bir alerji, hastalık bulaşma, doku uyuşmazlığı riski bulunmamaktadır.
Ayrıca kemik iliğinden elde edilen kök hücreler aynı şekilde ayrıştırma işlemine tabi tutularak; kandan yaklaşık 100 kat daha yoğun kök hücre konsantrasyonuna ulaştırılmakta ve hedeflenen dokuya verilmek suretiyle doku rejenerasyonuna büyük katkıda bulunulmaktadır.

Belirtilen tedavi yöntemlerinden; fibromiyalji, kulunç ve burkulma tedavisinde, eklem kireçlenmelerinde (diz, kalça, omuz, ayak bileği), kıkırdak – kemik aşınma ve kireçlenmelerinde (gonartroz ve patella tendiniti), eklem, bağ ve kas yaralanmalarında, menisküs yaralanma ve yırtıklarında, topuk dikeninde, bel ve boyun fıtıklarında, yara ve yanık tedavilerinde (diyabetik ayak, iyileşmeyen yaraların ve yanıkların tedavisinde), kronik bel ve boyun ağrılarında, iltihabi kas hastalıkları ve romatizmal hastalıklarda, kas-bağ dokusu yapışıklıklarında kullanılabilmektedir.

Sağlık Rehberi'nde Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Ünitesi


Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Ünitesi Tıbbi Birimi Haberleri