Author Ezgi Er

Epilepsi (Sara) Nedir?

Epilepsi, beyin hücrelerinin anormal elektriksel aktivitesi sonucu tekrarlayan nöbetlerle karakterize bir nörolojik hastalıktır. Bu anormal elektriksel aktivite, beyin hücrelerinin normal iletişimini bozar ve nöbet adı verilen ve kişiden kişiye farklılık gösteren bir dizi semptomu tetikleyebilir.

Epilepsi Belirtileri Nelerdir?

Epilepsi yani sara hastalığının en belirgin belirtisi tekrarlayan nöbetlerdir. Nöbetler, beyin fonksiyonlarında ani ve geçici bir değişikliğe neden olan anormal elektriksel aktivitenin bir sonucudur. Nöbet tipleri farklı olabilir, bazıları nesneleri büyük ya da küçük görme, flaş ışıkları gibi olmayan görsel algı, nesneleri algılamada zorlanma gibi görme algısında bozukluğu şeklinde görsel, bazıları vücudun bir yarısında veya bir bölgesinde hissiyat bozukluğu, halüsinasyon, baş dönmesi – denge bozukluğu, uyuşma şeklinde duyusal veya vücutta ani kas sertleşmesi veya titreme şeklinde motor semptomlar şeklinde olabilir.

Bazı nöbetlerde, bireyin çevresine tepki vermemesiyle veya şuurunun bulanıklaşması şeklinde bilinç kaybı eşlik ederken (büyük nöbet – jeneralize nöbet) , bazı nöbetlerde bilinç kaybı olmaz( küçük nöbet – fokal nöbet).  Bazen de sessizleşme, kendine zarar verme veya tuhaf davranışlar şeklinde semptomlarda görülebilir

Epilepsi nöbetleri genellikle şu şekillerde ortaya çıkabilir:

Jeneralize ( büyük) Nöbetler: Beynin tamamını etkileyen anormal elektriksel aktivite sonucu ortaya çıkan nöbetlerdir. Bu nöbetlerde, bilinç kaybı, kas gerginliğinde artma veya azalma, ani kas kasılmaları, çırpınma- sıçrama şeklinde düzensiz hareketler, sıklıkla yaralanmalar olabilir.

Fokal(Küçük) Nöbetler: Beynin belirli bir bölgesinde oluşan anormal elektriksel aktivite ile oluşan nöbetlerdir. Kişi bu nöbetler sırasında genellikle çevresine tepki verebilir, çevresinde olup biteni algılayabilir. Vücudun bir bölgesi veya bir yarısında anormal hissiyat veya kas kasılması – çırpınma (örneğin göz çevresinde, dudak çevresinde seğirme, elde veya ayakta atma vb. gibi) gibi istemsiz hareketler olabilir.

Fokal nöbetlerin jeneralize hale gelmesi: Başlangıçta sınırlı bir bölgede başlayan nöbetlerin daha sonra tüm beyne yayılmasıyla karakterizedir. Bu nöbetler, kısmi nöbetlerin genellikle daha yaygın semptomlarla birleştiği durumlarda ortaya çıkar.

Epilepsi Tanısı Nasıl Konur?

Epilepsi tanısı, genellikle nöbet geçiren kişinin belirtilerinin dikkatlice incelenmesi ve tıbbi bir değerlendirme ile konulur. Bu değerlendirme sırasında, nöbetlerin sıklığı, şiddeti, semptomları ve olası tetikleyicileri değerlendirilir.

Hastanın nöbetinin tarif edilmesi veya kameraya kaydı nöbetin tipini ve tanısını koymayı kolaylaştırır.

Ayrıca, kan testleri, beyin dalgalarının aktivitesini gösteren EEG (elektroensefalografi), manyetik rezonans görüntüleme (MRI) gibi görüntüleme testleri de kullanılabilir.

Epilepsi Tedavisi

  • Epilepsi genellikle antiepileptik ilaçlarla tedavi edilir. Bu ilaçlar, nöbetleri kontrol altında tutmaya ve tekrarlamasını önlemeye yardımcı olur.
  • Ketojenik Diyet: Özellikle çocuklarda sık kullanılan bir alternatif tedavi yöntemidir. Yüksek yağ, düşük karbonhidrat ve yeterli protein içeren bir diyettir.
  • İlaçlarla kontrol edilemeyen veya ilaçların ciddi yan etkileri olan durumlarda, cerrahi müdahale bir seçenek olabilir. Epileptik odakların çıkarılması veya beyin implantları gibi cerrahi prosedürler düşünülebilir.
  • Vagus Sinir Stimülasyonu (VNS): Vagus sinirine implant edilen bir cihaz, düzenli olarak elektrik sinyalleri göndererek nöbetlerin sıklığını azaltabilir.
  • Ayrıca hastaların uzun süre parlak ışıkta kalmaması, uyku düzensizliği, beslenme düzensizliği, aşırı stres, ateşli hastalık gibi durumların yönetiminin yapılması tedaviyi daha olumlu etkiler.

Biofeedback, nörofeedback ve stres yönetimi gibi alternatif terapi seçenekleri de bazı vakalarda faydalı olabilir. Epilepsi tedavisi, bireye özgü olarak planlanmalı ve bir nöroloji uzmanı tarafından yönlendirilmelidir. Her hasta farklı olduğu için, en uygun tedavi seçenekleri ve yaklaşımları kişiselleştirilmelidir.

Epilepsi Hastalığı Olanlar Hangi Meslekleri Yapamaz?

Epilepsi, bireyin meslek seçimi üzerinde bazı sınırlamalar getirebilir ancak bu sınırlamalar her zaman net değildir ve bireyin durumuna, nöbetlerin kontrol altında olup olmadığına ve mesleğin gereksinimlerine bağlı olarak değişebilir. Bazı mesleklerdeki riskler nedeniyle, epilepsi hastalığı olan bireylerin belirli meslekleri yapmalarına kısıtlamalar getirilebilir. Epilepsi hastaları pilotluk, dalgıçlık, cerrahlık, kesici ve delici makinelerle çalışan meslekler, yüksekte çalışmayı gerektiren meslekler, dağcılık, araç sürücülüğü, itfaiyecilik ve silah kullanmayı gerektiren polislik ve askerlik gibi meslekleri yapamaz. Ayrıca epilepsi hastalarının iş yerlerine hastalıkla ilgili durumlarını bildirmeleri gerekir. Bireyin epilepsi tedavisi ve nöbetlerin kontrol altında olması, meslek seçiminde önemli bir faktördür. Her durum, bireysel olarak değerlendirilmelidir.

 

Epilepsi Hastaları Ehliyet Alabilir mi?

Epilepsi, nöbetlerin aniden ve beklenmedik şekilde ortaya çıkma potansiyeli nedeniyle sürüş güvenliğini etkileyebilir. Sürücülerin bir araç kullanırken nöbet geçirme riski, kendileri ve diğer sürücüler için ciddi tehlike oluşturabilir. Bu nedenle, sürüş ve epilepsi arasındaki ilişki dikkatlice ele alınmalıdır. Her epilepsi vakası farklıdır ve bireysel olarak ele alınmalıdır. Bir kişinin sürüş yeteneği, nöbetlerin sıklığı ve ciddiyeti, tedaviye verdiği yanıt ve diğer faktörler göz önüne alınarak değerlendirilmelidir. Sürücüler, kendi sağlık durumları ve sürüş becerileri hakkında dürüst olmalı ve ehliyet alma süreçleri nöroloji uzmanları ile birlikte yönetilmelidir.

Ülkemizde epilepsi hastalarının ehliyet almaları mümkündür ancak bu süreçler nöroloji uzmanlarının görüş ve değerlendirmeleri ile sürdürülmektedir.

30 Eylül 2021 Tarihli ve 31614 Sayılı Resmî Gazete’de yayınlanan Sürücü Adayları ve Sürücülerde Aranacak Sağlık Şartları ile Muayenelerine Dair Yönetmelikte Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik kapsamınca;

“1) Şuur kaybının olduğu, şuur kaybının olmadığı, uyarılmış veya uyarılmamış epilepsi nöbeti geçiren hastalar, altı aylık periyodlarla nöroloji muayenesi yaptırdıklarını, üç yıl boyunca, ilaçsız veya en fazla iki antiepileptik ilaç kullanır halde iken nöbet geçirmediklerini belgelemeleri hâlinde durumları nöroloji sağlık kurulunda değerlendirilir.”

“3) İlk veya tek uyarılmamış epilepsi nöbeti geçiren kişilerin altı aylık periyodlarla nöroloji muayenesi yaptırdıklarını, iki yıl boyunca nöbet geçirmediklerini ve antiepileptik ilaçları kullanmadıklarını belgelemeleri hâlinde durumları nöroloji sağlık kurulunda değerlendirilebilir.”

Read More

Down Sendromu Nedir?

Down sendromu, bireyin hücrelerinde normalde iki olan 21. kromozomun, üç kopya olarak bulunmasıyla karakterize edilen genetik bir durumdur. Bu durum, bireyin gelişimini etkiler, bir dizi fiziksel özellikle ve zeka geriliği ile tanımlanır. Down sendromlu bireyler, genellikle belirgin yüz özellikleri, düşük kas tonusu ve kalp sorunları gibi belirtiler gösterirler.

Down Sendromu Belirtileri Nelerdir?

  • Yuvarlak yüz hatları, düşük kas tonusu, küçük burun, düşük kulaklar, küçük ağız ve dil, iri dil, kısa boy, küçük eller ve ayaklar gibi belirgin fiziksel özellikler bulunur.
  • Zeka geriliği sık görülür. Ancak bu, her Down sendromlu birey için aynı derecede olmayabilir. Genellikle hafiften orta dereceye kadar zeka geriliği bulunur, ancak bazı bireyler daha yüksek düzeyde işlevsellik gösterebilir.
  • Konuşma gelişimi genellikle daha yavaş olabilir ve bazı bireylerde konuşma zorluğu yaşanabilir.
  • Down sendromlu bireylerde kalp anomalileri daha yaygındır ve birçok bireyde doğumdan sonra cerrahi müdahale gerektirebilir.
  • İşitme ve görme kaybı, Down sendromlu bireylerde sıkça görülen başka bir belirtidir.

Down Sendromu Genetik midir?

Normalde, insanlarda 21 çift kromozom bulunur. Down sendromlu bireylerde ise bu sayı 21 çift yerine 22 çift olur. Bu durum, bireyin doğumundan itibaren var olan bir durumdur ve genellikle bir ebeveynin kromozom yapısında bir hatadan kaynaklanır. Ancak Down sendromu olan bireylerin ebeveynleri genellikle normal kromozom yapısına sahiptir.

Down Sendromunun Tedavisi Var mıdır?

Şu anda Down sendromunun tam bir tedavisi yoktur. Ancak modern tıp ve destek hizmetlerinin gelişimi, Down sendromlu bireylerin yaşam kalitesini önemli ölçüde artırabilir. Tedavi yaklaşımları arasında tıbbi müdahaleler (örneğin, kalp cerrahisi), erken müdahale programları, konuşma ve fizik tedavi, özel eğitim ve sosyal hizmetler bulunur. Bu yaklaşımlar, Down sendromlu bireylerin potansiyellerini maksimize etmeyi ve yaşamlarını en üretken şekilde sürdürmelerini sağlamayı amaçlar.

Özellikle 35 yaş üzerinde olup gebelik düşünüyorsanız gerekli tarama testlerini yaptırmanız ve Kadın Doğum Uzmanına danışmanız önerilir.

Read More

Birim Tanıtımı

Psikolog eşliğinde gerçekleştirilen psikolojik danışma ve terapi süreçleri bireylerin zihinsel sağlıklarını anlamalarına, iyileştirmelerine ve güçlendirmelerine yardımcı olan önemli bir sağlık hizmetidir. Bu hizmet, çeşitli zihinsel ve duygusal zorluklarla başa çıkma, kişisel gelişim, ilişkilerde iyileşme ve genel yaşam kalitesini artırma amacını taşır. Bireylerin sorunlarıyla yüzleşmelerine, duygusal iyileşmeye ve yaşamlarını daha olumlu bir şekilde yönlendirmelerine yardımcı olur.

Psikolojik danışma ve terapi süreçleri uzman psikoloğumuz tarafından yönetilmektedir. Kişinin ihtiyaçlarına göre, bireysel terapi, çift terapisi, aile terapisi, stres yönetimi, duygusal düzenleme, bağımlılık tedavisi, oyun terapisi ve travma sonrası stres bozukluğu gibi konularda destek ve danışmanlık verilmektedir.

Bireysel Terapi:

Bireysel terapi, zihinsel sağlığı güçlendirmeyi amaçlayan bir hizmettir. Psikologlarımız, bireyin duygusal, zihinsel ve davranışsal sorunlarına odaklanarak çözüm odaklı bir yaklaşım benimser.

Çift ve Aile Terapisi:

İlişkilerde yaşanan sorunlar, çift ve aile terapisi ile ele alınabilir. Psikologlarımız, iletişim becerilerini güçlendirme, çatışma çözme, bağ kurma ve ilişkileri güçlendirme konularında destek sunar.

Stres Yönetimi ve Duygusal Düzenleme:

Psikologlarımız, bireylere stresle başa çıkma becerileri kazandırmak, duygusal dengeyi sağlamak ve yaşamın zorluklarına daha sağlıklı bir şekilde yanıt verme konularında rehberlik eder.

Bağımlılık Tedavisi:

Bağımlılıkla mücadele, psikologlarımız tarafından desteklenen bir süreçtir. Bağımlılıkla başa çıkma stratejileri geliştirilir ve bireyin bağımlılığından kurtulması için planlar oluşturulur.

Oyun Terapisi:

Oyun terapisi, özellikle çocuklar için etkili bir yöntemdir. Oyun, duygusal ifadeyi teşvik eder, iletişim becerilerini geliştirir ve sorun çözme yeteneklerini artırır. Psikologlarımız, oyun terapisi aracılığıyla bireylerin duygusal iyileşme sürecine katkıda bulunurlar.

 

Uzman psikoloğumuzdan danışmanlık almak için 444 86 82 iletişim numaramızdan hastanemize ulaşabilir veya web sitemiz üzerinden görüntülü görüşme randevusu oluşturabilirsiniz.

Read More

Soğuk havaların gelmesiyle birlikte kapalı mekanlarda topluca geçirilen süreler de artış gösterdi. Covid-19 pandemisi boyunca maske kullanımı ve sosyal mesafeye dikkat edilmiş olması viral enfeksiyonları azaltmıştı. Ancak günümüzde maskelerin artık kullanılmaması ve sosyal mesafeye eskisi kadar önem verilmemesiyle viral enfeksiyonlara karşı daha açık hale gelen bağışıklık sistemimiz yeniden bu enfeksiyonlarla tanışır hale geldi. Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji uzmanı Uzm. Dr. Fatma Kacar, viral enfeksiyon geçiren bireylerin muhakkak maske kullanması ve sosyal mesafeye dikkat etmesi gerektiğini vurguladı.

Kronik rahatsızlığı olanlar viral enfeksiyonlara dikkat etmeli!

Kronik rahatsızlığı olan kişilerin salgın dönemlerinde olabildiğince dışarı çıkmaması, toplu alanlarda sosyal mesafeye dikkat etmesi ve maske kullanması önemlidir.

Kardiyoloji uzmanı Uzm. Dr. Hasan Eren Karayel kalp ve tansiyon hastalarının bu dönemde keyfi ilaç kullanmamaları gerektiğine dikkat çekti. Kalp ve tansiyon hastalığı olan ve ilaç kullanan kişilerin viral enfeksiyonlara karşı ilaç kullanırken muhakkak hekime danışmaları gerektiğinin altını çizdi.

Read More

Prematüre Bebekler Hayata Önce Başlıyor

Prematüre bebeklerin hayata diğerlerinden önce başladıklarını ifade eden Prof. Dr. Rahmi Örs, “Normal bir gebelik süreci sağlıklı gebelerde 40 hafta sürüyor. 37 haftadan önce doğan tüm bebekleri prematüre bebekler olarak adlandırıyoruz. Tabii ki prematüre bebekler de kendi aralarında farklı gruplara ayrılabiliyor. Örneğin aşırı prematürite, 28 haftadan önce doğanlar, genellikle 1 kilodan az oluyor. Erken prematürite, 28-32 hafta arasında doğanlar, genellikle 1-1,5 kilo olabiliyor ve son olarak geç prematürite 32-37 hafta arası doğanlar; genellikle 1,5-2,5 kilo olarak dünyaya geliyor. 28 haftadan küçük doğan bebekler daha riskli grupta yer alan bebekler oluyor. Organ gelişimlerini dış dünyada tek başlarına sağlayamayacakları sebebi ile hastanelerde mutlaka yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde destek verilerek, özenli bakıma ihtiyaç duyuyor. Prematüre olarak adlandırdığımız bebekler hayata diğerlerinden daha erken başlayabiliyor. Bu durumu yaşayan aileler çocuklarının sağlıkları konusunda endişe yaşayabiliyor. Ancak prematüre bebekler doğumdan sonra bazı zorluklar yaşasa da sıkı takip ve tedaviyle hayata daha sıkı tutunabilirler” ifadelerini kullandı.

Prematüre Doğumun Sebepleri Nedir?

Prematüre doğumların farklı sebeplerden meydana geldiğinin altını çizen Prof. Dr. Rahmi Örs, “Prematüre doğumlar farklı nedenlere bağlı olarak meydana gelebiliyor. Bu nedenleri anne kaynaklı ve bebek kaynaklı sebepler olarak ifade edebiliriz. Annenin gebelik öncesi rahatsızlıkları, gebelik sürecinde ortaya çıkan tansiyon, şeker yüksekliği, karaciğer rahatsızlığı gibi bunun yanı sıra stres, kaygı ve psikolojik durumlar veya annenin geçirdiği enfeksiyonlar erken doğumu tetikleyebilir” şeklinde konuştu.

Prematüre Bebek Bakımında Nelere Dikkat Etmeli?

Ailelerin prematüre bebeklerin bakımında nelere dikkat etmesi gerektiğini açıklayan Örs, “Prematüre bebekler, anne karnında gelişim süreçlerini tamamlamadan dünyaya geldikleri için hayata alışma sürecinde bazı organlarında yetersizlik meydana gelebiliyor. Bu sebeplerden kaynaklı bebekler ilk doğduğunda kuvöz ortamında vücut ısıları dengelenerek tedavi süreçlerine başlanıyor. Akciğer gelişimi yeterli olmadığı için solunum destek cihazlarına ve ihtiyaçlarına zaman zaman ihtiyaç duyuluyor. Kimi zaman prematüre çocuklar solunum yolu enfeksiyonlarını diğer hasta çocuklara ve insanlara göre daha şiddetli geçirebilir. Prematürelerde kalıcı görme-işitme kayıpları, zihinsel sorunlar, gelişimsel problemler, büyüme sorunları, akciğer problemleri yaşam boyu devam edecek sorunlar olarak karşımıza çıkabiliyor. Tabii bunlar her prematüre bebek için geçerli olmayabilir. Bu durumlar ile karşı karşıya kalınmaması için ailenin hijyen konusunda daha titiz olması gerekiyor. Bu bebeklerin evde yaşayan aile fertlerinden ya da ziyaretçilerden kapabileceği basit bir üst solunum yolu enfeksiyonunun ilerlemesi zaten yeteri kadar gelişmemiş akciğerlerde zatürre dediğimiz ciddi hastalıklara sebep olabilir. Bu gibi sebeplerle bebeklerin aileleri tarafından özenli ve dikkatli takipleri çok önemlidir” dedi.

Read More

Uykusuzluk; toplumda sık görülen, gün içi yaşam kalitesinin bozulmasına ve ciddi ekonomik kayıplara yol açabilen bir hastalıktır.

Geceleri uyumaktan kişiyi alıkoyan ve bacağınızı hareketsiz tutmanızı zora sokan huzursuz bacak sendromu toplumun büyük bir kısmını etkilemektedir.

Bacaklarda ortaya çıkan huzursuzluk ve hareket ettirme isteği olarak kendini belli eden huzursuz bacak sendromu hakkında bilgiler veren Nöroloji Uzmanı Dr. Aysun Hatice Akça Karpuzoğlu, “Huzursuz bacak sendromu özellikle kişi gece uyur vaziyete geçtiğinde ortaya çıkan, bacaklarda ve nadiren kollarda karıncalanma, sızlama, yanma, batma, ağrı, iğnelenme gibi bazen de tarif edilmesi zor, huzursuz ve rahatsız edici hislerin olması ve buna dayanamadığı için bacakları hareket ettirmek isteğidir. Kişiler bu durumda ayaklarını yıkamak ve masaj yapmak gibi uygulamalar ile durumu tolere etmeye çalışabilir. Çoğunlukla yaşlı insanlarda görülüp bunların %50’sinde genetik bir geçiş görülmekte olduğunu ifade edebiliriz. Beyinde dopamin adı verilen maddenin yetersizliği ya da etkisizliği genellikle sebep olarak görülüyor. Bunun yanı sıra besin değerleri olan demir, magnezyum ve B12 eksikliği sebebi ile de karşımıza çıkabilir” ifadelerini kullandı.

HBS Tedavi Edilebilir Bir Hastalıktır!

Hastalığın tedavisi hakkında açıklamalarda bulunan Dr. Aysun Hatice Akça Karpuzoğlu, “Kan tetkiklerinde saptanan vitamin ve özellikle ferritin yani demir düşüklüğünün tamamlanması tedavide belirgin yol alınmasını sağlayacaktır. Bütün bunların dışında doktorunuzun vereceği bu hastalıkta etkili kanıtlanmış tedaviler hastalarımızı bu durumdan kurtaracaktır. Huzursuz bacak sendromuna neden olabilecek durumlar şunlardır; demir eksikliği şeker hastalığı, parkinson hastalığı, sinirlerin değişik nedenlerle etkilenmesi (polinöropati), hamilelik huzursuz bacak sendromu bulgularını kötüleştirebilirler. Bu nedenle huzursuz bacak sendromu olan hastalar uyku ilaçlarını bilinçsizce kullanmadan doktoruna danışmaları gerekir. Ayrıca kafein, alkol ve sigaranın yine huzursuz bacak sendromu bulgularını kötüleştirebileceği unutulmamalıdır” dedi.

Read More

Yıllardır süregelen kıymetli bir Konya geleneği olan Şivlilik Gününü, Başhekimimiz Mine Karaman’ın katılımıyla minik misafirlerimize çikolata, şekerleme ve çeşitli hediyeler vererek kutladık. Şivlilik Günü kutlu olsun! 🍬

Read More

Kış aylarında yaşanan prostat şikayetinin yaşam kalitesini etkilediğini ifade eden Üroloji hekimimiz Doç. Dr. İbrahim Buldu, “Prostat büyümesi olan erkek hastaların kış mevsiminde şikayetleri artıyor. Çünkü vücutta soğuktan en çok etkilenen organların başında prostat gelir. Soğuğa maruz kalma durumunda özellikle şikayetler artıyor. Prostat büyümesi olan erkekler, özellikle kış döneminde bazı tedbirler alarak idrar şikayetlerini kontrol altına alabilirler. Hastalarımızda kış aylarında şikayetlerin artması ile birlikte hastanelere başvurular artış gösteriyor. Soğuk havalar birçok hastalığı tetikliyor. Gripten nezlesine birçok hastalığa etki ediyor. Bu sebeple hastalarımızda kış aylarında daha dikkatli ve soğuktan olabildiğince kendilerini korumaları gerektiğini öneriyoruz. Doktor kontrolünde ilaç ve gerekli tedavileri kullanarak bu tarz rahatsızlıklardan kurtulabilirler. İdrar alışkanlığındaki bu tür bozulmalar erkeklerin yaşam kalitesini etkilemektedir.’’ Dedi.

PROSTAT HASTALARI HANGİ BESİNLERİ TÜKETMESİ GEREKİYOR?
Prostat hastalarının tüketmesi gereken besinlere örnek veren Buldu, “Prostat hastalıkları üzerinde etkisi bulunan pek çok meyve ve sebze ile vitamin ve mineral kaynakları bulunuyor. Prostata iyi gelen ve özellikle iyi huylu prostat büyümesi bulunan hastaların tüketmesi gereken besinler şunlar; Brokoli, domates, çilek, ahududu, böğürtlen ve yaban mersini gibi meyvelerin ve balık tüketimini hastalarımıza tavsiye ediyoruz” şeklinde konuştu.

Read More