Author medova

Diğer varyantlardan farklı olarak Omicron’un, soğuk algınlığına yakın semptomlar verdiği, diğer varyantlar gibi ağır enfeksiyonlara neden olmadığı bildirilmektedir. Hastaların yüzde 83’ünün en çok öksürükten şikâyetçi olduğu belirtilmiştir.

Ancak, ateş ve koku veya tat kaybı gibi diğer yaygın COVID-19 semptomları, Omicron varyantı için hala dikkat edilmesi gereken önemli işaretlerdir.

Omicron varyantının diğer belirtileri;

  • Burun tıkanıklığı ve akıntısı
  • Yorgun ve uyuşuk hissetme
  • Boğaz ağrısı
  • Baş ağrısı
  • Ateş
  • Tat azalması
  • Koku azalması
  • Aşırı terleme
Read More

Birim Tanıtımı

Alerjibağışıklık sistemimizin yabancı maddelere karşı verdiği anormal bir yanıttır. Vücudumuzun normalde zararsız özelliği olan maddelere karşı anormal yanıtı olarak tanımlanabilir. Alerjen olarak adlandırdığımız bu maddeler ile (ev tozu akarları, polenler, besinler vb) normal insanlar karşılaştığında herhangi bir problem yaşamaz iken, alerjik kişiler bu alerjenleri kendine “tehdit” olarak algılayıp tepki gösterirler ve hepimizin bildiği, vücudumuzun farklı organlarında alerjik bulgular ortaya çıkar.

Vücudumuz alerjik olduğu maddelere verdiği yanıtlar ya da reaksiyonlar sonucu ortaya çıkan bulgular etkilenen organa göre farklılıklar gösterebilir. Bulgular çok hafif olabileceği gibi yaşamı tehdit eden anafilaksi gibi ağır da olabilir.

Alerjen olarak adlandırdığımız yabancı maddeler ile karşılaştığınızda aşağıdaki bulgular ortaya çıkabilir

  • Hapşırık
  • Burun akıntısı, kaşıntı
  • Öksürük
  • Hırıltı
  • Nefes darlığı
  • Ciltte kaşıntı ve kızarıklık
  • Yüzde, dudaklarda ve gözde şişlik
  • Gözlerde kızarıklık ve kaşıntı
  • Tansiyon düşüklüğü
  • Bayılma

Alerjik hastaların tanısı hastadan alınan anamnez (tıbbi hikâye), yapılan fizik muayene ve alerji testleri ile tanı konur.

İmmünoloji, bağışıklık sisteminin değerlendirildiği branştır. Bağışıklık sistemimizi oluşturan elemanlardan herhangi birinin yokluğu ya da fonksiyon bozukluğu immün yetmezlik (bağışıklık yetmezliği) hastalıkları olarak adlandırılır.

Bu hastalıklar kalıtsal ya da genetik nedenlere bağlı geliştiğinde primer immün yetmezlik (birincil bağışıklık sistemi yetmezliği) olarak adlandırılır. Kronik hastalıklar (şeker, damar tıkanıklığı), ilaçlar, bazı enfeksiyonlar, anatomik bozukluklar (burun eğriliği, polip, kulak zarında delik vb) ve alerjik hastalıkların sebep olduğu bağışıklık sistemi yetmezliğine sekonder (ikincil) immün yetmezlik olarak adlandırılır. Erişkinlerde, sekonder immün yetmezlik tabloları daha sık izlenir.

İmmün yetmezlikleri (bağışıklık yetmezliği) düşündüren belirtiler

  • Tekrarlayan, tedavisi zor, hayatı tehdit eden ve olağan dışı mikroplarla oluşan enfeksiyonlar
  • Tekrarlayan pnömoni (zatürre), sinüzit ve kulak enfeksiyonları
  • Tedaviye dirençli enfeksiyonlar
  • Ciltte ya da iç organlarda apse oluşumu
  • Ailede primer immün yetmezlik hastalığı öyküsü
  • Otoimmün hastalıklar
  • Lenf bezlerinde ve dalakta büyüme

Alerjik Nezle

Nezle (rinit) burun içerisindeki zarların iltihabı olarak tanımlanabilir. Rinitler; alerjik ve alerjik olmayanlar (non-alerjik) şeklinde iki grupta sınıflandırılır.

Polenler, ev tozu akarları, küf mantarları, hayvanların deri döküntüleri ve salyaları gibi alerjen olarak tanımlanan maddelerin neden olduğu nezle tablosuna alerjik rinit denir. Alerjik rinit, erişkin toplumun yaklaşık %20’sini etkileyen, yaygın görülen bir hastalıktır. Mevsimsel ve yıl boyu süren şeklinde iki alt grubu vardır.

Mevsimsel Alerjik Rinit; ilkbahar, yaz ve sonbahar mevsimlerinde ortaya çıkan ağaç, çayır-çimen ve yabani ot polenlerine karşı gelişen alerji sonucunda bu mevsimlerde ortaya çıkan nezle durumudur.

Yıl Boyu Süren Alerjik Rinit; ev tozu akarları, depo akarları, küf mantarları, hayvanların deri döküntüleri ve salyalarına karşı gelişen alerji sonucunda yıl boyu devam eden nezle durumudur.

Alerjik nezle hastalarında genellikle burun kaşıntısı, burun akıntısı, hapşırma, burun tıkanıklığı, geniz akıntısı, gözlerde, kulaklarda ve boğazda kaşıntı şikayetleri olur.

Alerjik rinit yakınmaları sıklıkla 20 yaşından önce ortaya çıkmakla birlikte, ilerleyen yaşlarda da hastalık başlayabilir.

Ürtiker

Ürtiker ya da kurdeşen ciltte ortası soluk, etrafı kızarık, kaşıntılı ve kabarık döküntü oluşumuyla karakterize bir rahatsızlıktır. Toplumun yaklaşık %20’sinin etkileyen, yaygın görülen bir hastalıktır.

Ürtikere neden olabilecek veya ürtikeri tetikleyebilecek birçok faktör vardır. Olası nedenler ilaçlar, enfeksiyonlar, alerjiler, soğuk hava, basınç gibi çok çeşitlidir. Bazen ürtikere tam olarak neyin sebep olduğu tespit edilemez. Ancak, hastalığı alevlendiren faktörlerin tespiti ve önlenmesinde alerji uzmanı görüşü önem arz eder.

Ürtiker, yaşam kalitesini ciddi şekilde etkileyebilen; fakat bulaşıcı olmayan bir hastalıktır. Hastalık altı haftadan kısa sürerse akut, altı haftadan daha uzun sürerse kronik ürtikerden söz edilir. Hastalık nadiren uzun yıllar boyunca devam eder. Hastaların yaklaşık yarısında birinci yılda ürtiker kaybolmuş olur.

Tedavide tetikleyici ve alevlendirici faktörlerden uzak durulması ve antihistamin denilen ilaçlar oldukça etkilidir.

Astım

Astım, hava yollarının kronik (müzmin) iltihabi hastalığıdır. Soluduğumuz hava akciğerlerimize yani oksijen ile karbondioksit değişiminin yapıldığı alveollere (keseciklere) havayollarından geçerek ulaşmaktadır. Astım aslında karmaşık bileşenleri olan bir klinik sendrom olarak kabul edilmektedir. Hastaların hava yollarında mikrobik olmayan iltihap vardır. İltihabi süreçte hem hava yollarında aşırı duyarlılaşma olurken hem de aşırı hücre birikimi, mukus ve hava yollarını saran kaslarda kasılma meydana gelir. Tüm bu faktörlerin etkisiyle hava yolları daralır. Nefes alıp verirken zorlanmaya başlarız. Soluduğumuz havanın alveol dediğimiz keseciklere ulaşmasında sorunlar yaşanmaya başlar. Bu durumda hastalarda öksürük gibi hafif bulgulardan, ağır nefes darlığına kadar değişen geniş yelpazede semptomlar ortaya çıkar.

Astım tanısı olan şikayeti olmayan hastalarda bile havayollarında iltihap bulunmaktadır. Normalde reaksiyon verilmemesi gereken tetikleyicilerle (alerjenler, hava kirliliği, sigara dumanı) karşılaştıklarında hava yollarında aşırı hassasiyet olduğu için öksürük, nefes darlığı gibi semptomlar ortaya çıkar.

Astım tanısının konulabilmesi için öncelikle hastanın iyi bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir. Çoğu vakada tanı, hastanın öyküsü ve semptomların özelliklerine göre kolayca konulabilir.

Ailesel alerjik hastalık bulunması, tanı için oldukça önemlidir. Astım semptomları gece veya sabaha karşı daha sık ortaya çıkabilir. Tetikleyiciler (alerjen, egzersiz, hava kirliliği, vb) ile karşılaşıldığında öksürük, göğüste hışıltı sesinin duyulması ya da nefes darlığının oluşması astım tanısı için önemli özelliklerdir. Diğer bir önemli husus ise astım hastaların, şikayeti olmadan tamamen normal olduğu dönemleri de vardır. Diğer kronik akciğer hastalıklarından ayırıcı önemli bir özelliktir.

Öykü ve hastanın muayenesi ile büyük ölçüde tanı konulabilmesinin yanında ek laboratuvar incelemelerine de çoğu zaman gereksinim duyulmaktadır. Laboratuvar incelemeleri, tanı konulması yanında hastanın takip sürecinin de objektif parametrelerle yapılmasını sağlamaktadır.

İlaç Alerjileri

İlaç alerjileri, duyarlı kişilerde bağışıklık sisteminin anormal yanıtı sonucu ortaya çıkar. Bulgular ciltte sınırlı kalabileceği gibi hayatı tehdit edici anafilaksi tablosu da gelişebilir.

İlaç alerjileri ilaçlara bağlı olarak oluşan hastalıklardan sadece biridir.  Her ilaç reaksiyonunu alerji olarak isimlendirmemek gerekir. Üstelik ilaç alerjileri tüm ilaç reaksiyonlarının küçük bir kısmını oluşturur. Ancak, bazen ölümle sonuçlanabildiğinden hafife de alınmamalıdır. İlaç alerjisi tanısını koymak, doğrulamak ve sonrasında bir yol haritası çizebilmek için bir alerji uzmanı tarafından değerlendirilme gerekmektedir.

Gerçekten ilaç alerjisi olan hastaların bileklik, künye veya ilaç alerji kartı gibi tanıtıcıları taşımaları gerekmektedir.

Arı Alerjisi

Bal arısı ve eşek arısının zehrine karşı vücutta aşırı bir reaksiyon oluşmasıdır. Vücut bağışıklık sisteminin oluşturduğu bu reaksiyonlar farklı şiddetlerde ortaya çıkabilir. Arı alerjileri polen, ev tozu akarı veya hayvan epiteline karşı alerjiden daha az görülmekle birlikte, hayatı tehdit edici anafilaksiye neden olabilecek şiddetli alerjik reaksiyon riski daha yüksektir.

Arı sokması sonrası gelişen anafilaksi (hayatı tehdit edici alerjik reaksiyon) tablosunun acilen tedavi edilmesi gerekir. Sonraki arı sokmalarında alerjinin tekrar etmemesi için uygulanan aşı tedavisi hayat kurtarıcıdır.

Anafilaksi (Hayatı Tehdit Edici Alerjik Reaksiyon)

Anafilaksi, en güçlü alerjik reaksiyondur ve alerjene tüm vücudun tepki göstermesi durumudur. Anafilakside alerjenle temastan kısa süre sonra alerjik reaksiyon ortaya çıkar ve hastanın genel durumu hızla bozulur. Solunumu engelleyerek çok hızlı bir şekilde hayati tehlike oluşturabileceğinden, her zaman derhal tedavi edilmesi gereken tıbbi bir acil durumdur. Anafilaksi geçiren hastalarda sorumlu ajanı tespit etmek için alerji uzmanına muayene olmak gerekir. Zira, anafilaksi olgularının çoğunda önlenebilir/kaçınılabilir bir sorumlu ajan (ilaç, gıda, böcek sokması vb) mevcuttur.

Alerji Testleri

Alerji testleri nelerdir? Alerji testini kim yapar? Alerji testi nasıl yapılır?

Alerji testleri hastada şüphe edilen alerjene (polen, ev tozu, kedi ve gıda gibi) göre alerji ve immünoloji uzmanınca yapılır. Hangi test panelinin kullanılacağına hekim karar verir. Bu testlerin uygulanması ve yorumlanması eğitim ve tecrübe gerektirir. Erken tip alerjik reaksiyonlarda (alerjik nezle, astım ve çoğu gıda alerjisi) genel olarak iki yöntemle alerji testi uygulanır.

1- Deri (Prick) Testi: Genellikle hastanın koluna 20 kadar alerjen damlatılır. Alerjenin derinin üst tabakasına ulaşması için damlanın ortasına küçük bir lanset batırılır. 15. dakikada yapılan değerlendirmede kabarıklığa eşlik eden kızarıklık pozitif olarak değerlendirilir.

2- Kanda Spesifik IgE Ölçümü: Alınan kan örneğinden belirli alerjenlere karşı IgE antikor düzeyi ölçülür.

*Alerji deri testlerinin uygulanması ve özellikle yorumlanması tecrübe ve uzmanlık gerektirir.

Alerjik Hastalıklarda Tedavi

İlaç tedavisi ve alerji testi ile tespit edilen alerjen maruziyetinin azaltılması tedavinin temelini oluşturur.

İlaç Tedavisi:

Burun spreyleri; alerjik nezle hastalarında kortizon içeren spreyler ilaç tedavisinde birinci basamağı oluşturur. Doğru teknik ve dozda uygulandıklarında, çoğu hastada belirtiler kontrol altına alınabilir. Ancak, dekonjestan madde içeren burun spreyleri 3 günden fazla kullanılmamalıdır.

Anti-histaminler; alerji belirtilerinin çoğunun ortaya çıkmasından sorumlu olan histamin denen maddenin etkilerini engelleyen ağız yoluyla kullanılan tabletlerdir.

Alerjen Maruziyetinin Azaltılması;

Özellikle ev içi alerjenler olan ev tozu akarı, küf mantarları ve hayvan epiteline karşı alınacak çevresel kontrol önlemleri ile alerjen maruziyeti azaltılabilir. Polen maruziyetini azaltmak için de bir takım önlemler uygulanabilir, ancak polen alerjisinde bu yöntemin etkinliği daha düşüktür.

İmmünoterapi (Aşı Tedavisi)

‘İmmunoterapi’ veya halk arasında bilinen adıyla ‘aşı tedavisi’ ise, sorumlu alerjenlerin düşük konsantrasyon ve dozlardan başlanarak belirli aralıklarla ve giderek artan dozlarda deri altına enjekte edilmesi şeklinde uygulanan bir tedavi yöntemidir. Çevresel alerjen maruziyetinin azaltılması ve düzenli ilaç tedavisi ile hastalık belirtilerinin kontrol altına alınamadığı durumlarda, aşı tedavisi etkili ve uygun bir tedavi yöntemidir. Aşı tedavisi, hastalık seyrini değiştirebilen tek tedavi yöntemidir. Bağışıklık sisteminin alerjenlere tepki verme şeklinin değiştirilmesi amaçlanır. Aşı tedavisi adayı olup olmadığınız; tıbbi öykünüze, hastalık geçmişinize ve neye alerjiniz olduğuna bağlıdır. Alerjeniniz olduğunu doğrulamak için deri ve/veya kan testleri yapılması gerekir. Aşı tedavisi neticesinde, alerjene maruz kalmak daha az semptoma neden olur ve hatta semptomları tamamen ortadan kaldırabilir.

Read More

Koronavirüs Sigara İçenleri Çok Seviyor

Dünyanın ve ülkemizin mücadele ettiği en büyük salgınlardan biri olan Covid-19, sigara içenlerde daha ağır sonuçlara neden olmaktadır.  Akciğer ve kalp sağlığını olumsuz etkileyen sigara, düzenli kullanan kişilerin ciğerlerine   zarar   vermekte   ve   virüs   ile   teması   söz   konusu   olduğunda   organ yetmezliğine   neden   olarak   kişiyi   ölüme   dahi   sürüklemektedir.   Yapılan araştırmalara   göre   sigara kullanımını   azaltmanın bir   faydası yoktur.  Koronavirüs dahil olmak üzere pek çok   sağlık sorunu riskini azaltmak için sigarayı bırakmalısınız.

Bir Sigara, Koronavirüs Riskini 14 Kat Artırıyor!

Dünyanın ve ülkemizin mücadele ettiği en büyük salgınlardan biri olan Covid-19, sigara içenlerde daha ağır sonuçlara neden olmaktadır.  Akciğer ve kalp sağlığını olumsuz etkileyen sigara, düzenli kullanan   kişilerin   ciğerlerine   zarar   vermekte   ve   virüs   ile   teması   söz   konusu   olduğunda   organ yetmezliğine   neden   olarak   kişiyi   ölüme   dahi   sürüklemektedir.   Yapılan araştırmalara   göre sigara kullanımını   azaltmanın bir   faydası yoktur.  Koronavirüs dahil olmak üzere pek çok   sağlık   sorunu riskini azaltmak için sigarayı bırakmalısınız.

Read More

Birim Tanıtımı

Onkolojik Cerrahi, kanser teşhisi, kanser evresinin tespiti ve kanserin cerrahi tedavisine odaklanmış bir alandır.

Onkolojinin dahil olduğu tüm ilgili dahili ve cerrahi branşlar, tıbbi onkoloji, hematoloji, pataloji ve radyoloji bölümlerimizle hastanın sağlığı ve yaşam kalitesi için etkin ve multidisipliner bir yaklaşım, kanser tanı ve tedavi sürecinin izlenmesi açısından önemli ve vazgeçilmez bir süreçtir.

Onkolojik Cerrahi’de kanser hastaların sağ kalımı ve yaşam kalitesini artırmak için tanı aşamasında, cerrahi uygulama ve tedavi sürecinde multidisipliner bir yaklaşım ile hastalara özel en uygun tedavi planları öngörülmektedir. Bunun yanı sıra sadece tedavi aşamasında değil, erken teşhisle tamamen tedavi edilebilecek kanser hastalıkların tanı aşamasında da Onkolojik Cerrahlar etkin bir rol üstlenmektedir.

Her türlü kanserin tanı ve tedavisi ile ilgilenen dahili ve cerrahi branşlar eşliğinde teşhis ve tedavi aşamasında tıbbi onkoloji, hematoloji, patoloji ve radyoloji bölümleri ile de komplike ve hedefe yönelik bir tedavi süreci izlenmektedir.

Onkolojik Cerrahlar tarafından kanserli doku ve organları çıkarmaya ya da küçültmeye yönelik uygulanan cerrahi tedavilerin yanı sıra ağrıyı kontrol etmeye, hastanın konfor seviyesini artırmaya, hastalığın semptomları ve yan etkileri yönetmeye yardımcı olacak palyatif ameliyatlar da gerçekleştirilmektedir.

Kanser Tanı ve Tedavi Gerçekleştirilen Dahili ve Cerrahi Branşlar

  • Tıbbi Onkoloji
  • Hematoloji
  • Genel Cerrahi
  • Beyin ve Sinir Cerrahisi
  • Jinekolojik Onkoloji / Kadın Hastalıkları ve Doğum
  • Göğüs Cerrahisi
  • Ortopedik Cerrahi
  • Plastik Cerrahi
  • Üroloji
  • Kulak Burun Boğaz
  • Gastroenteroloji

Tıbbi Onkoloji: Kanser tanısı almış olan hastaların tanı tedavi ve takibi

Hematoloji: Hematolojik kanserlerin tanı ve tedavi süreçlerinde bilgi alış verişi

Genel Cerrahi: Meme kanseri tanı ve tedavisi, iyi huylu mem tümörleri ve hastalıkları, yemek borusu kanseri tanı ve tedavisi, yemek borusu iyi huylu hastalıkları, mide kanseri tanı ve tedavisi, kolon kanseri tanı ve tedavisi, rektum tümörleri, anorektal tümörleri,  karaciğer kanseri tanı ve tedavisi, karaciğer iyi huylu tümörleri, kistler, safra kesesi ve yolları tümörleri, pankreas kist ve tümörleri cerrahisi.

Beyin ve Sinir Cerrahisi: Beyin, omurga ve omurilik tümörleri, periferik sinir ve sinir kılıfı  tanı ve tedavisi, beyin sapı tümörleri tanı ve tedavisi

Jinekolojik Onkoloji / Kadın Hastalıkları ve Doğum: Rahim Ağzı (Serviks) kanser tanı ve tedavisi, rahim (endometrium) kanser tanı ve tedavisi, yumurtalık (over) kanser tanı ve tedavisi, periton (karın zarı) kanser tanı ve tedavisi, meme kanseri olan hastaların jinekolojik takibi, vulva / vajen kanser tanı ve tedavisi, nüks kanserlerin tedavisi, metastatik kanserlerin tedavisi, rahim ağzı kanser taramaları ve problemlerin tedavisi (Leep, Konizasyon)

Göğüs Cerrahisi: Akciğer kanseri tanı ve tedavisi, Kaburga tümörleri, Akciğer zarı kanser, Diyafram tümörleri, Nefes borusu tümörleri, Mediastinal bölge tümörleri, göğüs duvarı tümörleri

Ortopedik Cerrahi: Tüm kemik, kas ve yumuşak dokular başta olmak üzere her türlü tümörlerin tanı ve tedavisi

Plastik Cerrahi: Deri kanserleri

Üroloji: Böbrek kanseri tanı ve tedavisi, prostat kanseri tanı ve tedavisi, mesane kanseri tanı ve tedavisi

Kulak Burun Boğaz: Baş ve boyun bölgesi kanserleri (dudak, dil, farenks kanserleri, larinks kanserleri, boyun kitleleri, burun, sinüs kanserleri cerrahisi)

Gastroenteroloji: Mide kanseri, kalın bağırsak kanseri, rektum kanseri, pankreas kanseri, karaciğer kanseri, yemek borusu kanseri, safra kesesi ve safra yolları kanseri, ince bağırsak kanserleri ve karın içi kanserler tanı ve tedavisi

Read More

Sağlıklı Bir Eğitim Dönemi İçin Çocuklarınızın Bağışıklık Sistemini Güçlendirin

Çocuklarımızın eğitim ve öğretim hayatlarında başarılı olmaları, gelişimlerini eksiksiz sürdürmeleri için bağışıklık sistemlerini güçlü tutmamız gereklidir. Özellikle okulların yüz yüze eğitime başladığı bu süreçte hem pandeminin olumsuz etkilerinden hem de kalabalık ortamda olmanın getirisi olan risklerden korunmalarını sağlamak oldukça önem kazanıyor. Bu nedenle uzmanlarımız çocuklarınızı korumak, bağışıklık sistemlerini güçlendirmek için öneriler hazırladı. Siz de bu önerilere hayatınızda yer vererek çocuklarınızı koruyabilir, sağlıklı gelişimlerini destekleyebilirsiniz.

  • Aşı programını tamamlanmalı,
  • Yeterli ve dengeli beslenmeye dikkat edilmeli,
  • Hava değişimlerinin dikkat edilmeli, sıcaklığa uygun giydirilmeli,
  • Hijyen ve sosyal mesafe kurallarının önemi anlatılmalı ve dikkat edilmeli,
  • Uyku düzenine özen gösterilmeli,
  • Teneffüslerde açık havaya çıktığından emin olun,
  • Düzenli muayene ve kontrollerini yaptırın.
Read More

Tedavisi biten Covid-19 hastaları   taburcu olduktan sonra, karantina kurallarını uygulamaya devam etmelidir.  Bu kişilerin diğer insanlarla aynı odadayken mutlaka maske takmaları, izole ve ayrı bir odada zaman geçirmeleri, hekimin önerdiği ilaçları düzenli kullanmaları, el hijyenine önem vermeleri, bol sıvı tüketmeleri ve durumlarında bir değişiklik olursa 112’yi aramaları gerekmektedir.

Covid-19 Tedavisinden Sonra Hasta/ Hasta Yakınları Nelere Dikkat Etmeli?

  • Hasta izlem süresini mutlaka evde geçirmelilerdir.
  • Bu süreçte eve ziyaretçi kabul edilmemelidir.
  • Hekim tarafından verilen ilaçlar düzenli kullanılmalıdır.
  • El hijyenine dikkat edilmelidir.
  • Maske kullanımına devam edilmelidir.
  • Hastanın bol sıvı tükettiğinden ve iyi beslendiğinden emin olunmalıdır.
  • Hastanın durumu kötüleştirse mutlaka uzmana başvurulmalıdır.
Read More

Check-Up Nedir?

Yıllık düzenli doktor kontrollerinin ve gerekli görülen tetkiklerin yapılmasıdır. Check-Up, sağlık sorunu olmayan bir kişinin, olası hastalıklarının erken dönemde tespit edilmesini ve önlem alınmasını amaçlar. Yaş, genetik yapı ve çevresel faktörler gibi etkenler dikkate alınarak yapılır. İleri evrelerde tedavisi zorlaşan sağlık sorunları, hasta ve ailesi için yıpratıcı bir sürece yol açabilir. Özellikle genetik yatkınlığı (aile öyküsü) olan kişilerde yılda bir kez yapılan sağlık taraması ile erken teşhis ve ardından planlanan tedavi, hayat kurtarıcı olabilir.

Check-Up Ne Değildir?

Check-Up, sadece tahlil ve tetkikten oluşan bir inceleme değildir. Hastalık oluştuktan sonra yapılan tetkikler de Check-Up değildir.

Ne Zaman Yaptırmalısınız?

Yaş ilerledikçe hastalanma riski arttığından Check-Up’ın önemi artmaktadır. Genel olarak herhangi bir şikayetiniz yoksa yaşınıza göre önerdiğimiz Check-Up aralığı:

  • 20’li yaşlarda kolesterol, kan şekeri ve kan basıncı değerlerinizi yılda 1 kez,
  • Değerler normal çıkarsa 30 yaşına kadar 5 yıllık aralıklarla,
  • 30-40 yaş aralığında 3 yılda bir,
  • 40 yaşından sonra ise her yıl Check-Up yaptırabilirsiniz.
  • Fizik Muayene
  • Kan Yağlarının Ölçümü
  • Metabolizma Göstergelerinin Ölçümü
  • Karaciğer ve Böbrek Fonksiyon Testleri
  • Kan Hücre Sayımları
  • İdrar Tahlili
  • Akciğer Görüntülemesi
  • Göz ve Kulak – Burun – Boğaz Tetkikleri (50 yaş üstü işitme testi)
  • Karın İç Organlarının Tetkiki İçin
  • Batın Ultrasonografisi
  • Kalp Tetkikleri
  • (EKG – EKO – Eforlu EKG – HOLTER)
  • Tiroid ve Hormon Tetkikleri
  • Kadınlarda Meme Muayenesi ve Görüntüleme (40 yaş üstü Mamografi,
  • 40 yaş altı Mamografi USG)
  • Kadınlarda Jinekolojik İnceleme
  • (Rahim ağzı kanseri testi)
  • Erkeklerde Prostat Tetkikleri
  • Gaitada Gizli Kan
  • Vitamin, Mineral Ölçümü
  • (Demir, B12, Vitamin, Kalsiyum)
  • Kan Enfeksiyon ve Romatizma Paneli
  • Tümör Belirteçleri
  • Hepatit Belirteçleri

Check-Up’a Gelmeden Önce

  • Lütfen son 12 saat içinde bir şey yemeyin. Lipit profili, kan şeker düzeyi ve bazı tetkiklerin doğru sonuç vermesi için açlık durumu önemlidir.
  • Bazı ilaçlar, bitkisel tedaviler ve vitamin C gibi antioksidanlar kan şekeri ve metabolik değerler üzerine etkilidir. Düzenli olarak kullandığınız yaşamsal ilaçlar haricinde hiçbir şey almadan geliniz.
  • Alkol ve kafeini en az 1 gün önceden kesiniz.
  • Son 3 gün beslenmenize dikkat ediniz. Daha çok sebze ağırlıklı beslenmeye, hayvansal gıdalardan uzak durmaya özen gösteriniz.
  • Son 1 gün bedeninizi zorlayacak hareketlerden kaçının.
  • Efor testine tabii olacak misafirlerimizin yanlarında uygun ayakkabı ve rahat kıyafetler bulundurması iyi olacaktır.

Medova Check-Up Programları

  • 40 Yaş Üstü Kadın/Erkek Check-Up Standart
  • 40 Yaş Üstü Kadın/Erkek Check-Up Plus
  • 40 Yaş Üstü Kadın/Erkek Check-Up Kapsamlı
  • 40 Yaş Altı Kadın/Erkek Check-Up Standart
  • 40 Yaş Altı Kadın/Erkek Check-Up Plus
  • 40 Yaş Altı Kadın/Erkek Check-Up Kapsamlı
  • Kanser Tarama Check-Up Kadın/Erkek
  • Kardiyoloji Kalp Sağlığı Check-Up
  • Sindirim Sistemi Check-Up
  • Çocuk Sağlığı Check-Up
Read More

Diyabet Nedir?

Diyabet, insülin eksikliği ya da insülinin etkisindeki yetersizlikler sebebiyle vücutta karbonhidrat, yağ ve proteinlerden yeterince yararlanılamadığı, kronik bir metabolizma hastalığıdır. Bu hastalığa bağlı kısa sürede veya uzun dönemde karşımıza çıkabilecek komplikasyonları azaltmak için hastalara sürekli tıbbi bakım gerekmektedir.

Diyabette en sık görülen şikâyetler; sık idrara çıkma, çok su içme, çok yemek yeme, halsizlik, çabuk yorulma, ağız kuruluğu ve gece idrara çıkmadır. Daha az görülen şikayetler ise; bulanık görme, sebepsiz kilo kaybı, geçmeyen enfeksiyonlar, tekrarlayan mantar enfeksiyonları ve kaşıntıdır.

Diyabet Tipleri Nelerdir?

  • Tip 1 Diyabet (Genellikle mutlak insülin noksanlığı vardır.)
  • Tip 2 Diyabet (İnsülin direnci ve buna ilaveten ilerleyici insülin salgılama bozukluğu ile karakterizedir.)
  • Gestasyonel Diabetes Mellitus; gebelik sırasında ortaya çıkan ve genellikle doğumla birlikte düzelen diyabet tipidir.
  • Bazı hastalıklarda (Cushing sendromu gibi), ilaçlara (steroidler gibi) bağlı ortaya çıkan diyabet tipidir.

Diyabetin Tanısı ve Tedavisi

Açlık kan şekerinin 126 mg/dl’nin üzerinde olması, şeker yükleme testinde ikinci saatte kan şekerinin 200 mg/dl’nin üzerinde olması, üç aylık kan şekeri ortalamasının (HbA1C) 6.5 ve üzerinde olması veya rastgele bakılan kan şekerinin 200 mg/dl’nin üzerinde olması ile konmaktadır. Hastamızda bakılan bu değerler normalin üstünde fakat hedef rakamları aşmamışsa veya arada kalmışsa, gizli şeker aşamasında demektir.

Halkımız 40 yaşından itibaren 3 yılda bir, tercihen açlık kan şekeri ile diyabet açısından tetkik edilmelidir. Kilo fazlalığı olan kişiler üstüne bir de şu sayacağımız faktörlerden biri dahi kendisinde varsa 40 yaşını beklemeden ve daha sık tetkik yaptırmalıdır.

Ailesinde diyabet bulunanlar, 4.5 kg veya üzerinde bebek doğurmuş veya daha önceki gebeliğinde şekere yakalanmış kadınlar, hipertansiyonu olanlar, kolesterol bozukluğu olanlar, daha önce gizli şeker tanısı almış olanlar, hareketsiz bir yaşam süren veya fizik aktivitesi düşük olan kişiler özellikle dikkat etmelidirler.

Diyabet olan bireylerde HbA1C; 7 veya altında olmalı, açlık kan şekeri 80-130 mg/dl arasında olmalı ve tokluk kan şekeri de 160 mg/dl’nin altında olmalıdır. Kişinin bu hedeflere ulaşıp ulaşamadığı kendisinin parmaktan yapacağı şeker ölçümleriyle ve laboratuvar tetkikleriyle değerlendirilmelidir.

Diyabet Tedavisinde Diyet ve Egzersizin Önemi

Bu hedeflere ulaşmak için öncelikle kişiye özel tıbbi beslenme tedavisi yani diyet önerilmelidir. Ana ve ara öğünlerinin planı yapılmalıdır.

Diyabet tedavisinde ana unsurlardan bir diğeri egzersizdir. Bireye özgü egzersiz türü belirlenmeli ve zamanlaması iyi yapılmalıdır. Haftalık olarak toplamda 150 dakika egzersiz programı önerilebilir.

Yeterli ve uygun yapılan diyet ve egzersiz sonrası ölçülen kan şekeri takibine göre ilaçlar eklenebilir. Kişinin durumuna en uygun ilaç seçilmelidir.

Bazı durumlarda ilaçlar kullanılamaz veya yetersiz gelir. O takdirde insülin verilmelidir. İnsülin uygulanması gereken durumlarda yemek öncesi uygulanan veya bazal insülinler değerlendirilmelidir.

Şu an için ‘Pankreas Nakli’ uygun hastalarda uygulanırken, ‘Adacık Hücre Nakli’ ancak donanımlı merkezlerde yapılması önerilmektedir.

Read More

BPH – İyi Huylu Prostat Büyümesi Nedir?

Erkeklerin yaşam kalitesini olumsuz etkileyen sağlık sorunlarının başında prostat hastalıkları gelmektedir. Bu hastalıkların arasında en sık görülen, iyi huylu prostat büyümesidir. Prostat, idrar torbasının çıkışında yer almakta olup idrar kanalını çepeçevre sarmaktadır. Ağırlığı normalde 18-20 gram olan bu organın işlevi erkekte; meninin sıvı kısmının yapımında yer almak ve idrar yolları enfeksiyonlarına karşı koruyucu maddeler üretmektir. İyi huylu prostat büyümesinin yaşla birlikte görülme sıklığı artmaktadır. İdrar yapmada zorlanma, idrar yaptıktan sonra rahatlayamama, gece tuvalete sık kalkma, sık sık idrara çıkma, kesik kesik idrar yapma ve idrar kaçırma gibi şikâyetlere neden olan bu sorun 50 yaş üstü erkeklerin  %50 – 80’ inde görülmektedir.

Prostat Büyümesi Tedavisinde Altın Standart Dönemi

HoLEP yani Holmiyum Lazer Prostatektomi, iyi huylu prostat büyümesinin tedavisini gerçekleştiren bir ameliyattır. Yöntem idrar kanalından endoskopik yolla lazer enerjisi kullanılarak uygulanmaktadır. Bu yöntem tüm dünyada özellikle büyük prostatlarda ALTIN STANDART tedavi yöntemi olarak benimsenmektedir.

Hastalara Üst Düzey Konfor Sunan Yenilikçi Tedaviler

HoLEP yöntemiyle vücutta bir kesi ve ameliyat izi olmaksızın idrar kanalından girilerek, idrar yapma zorluğuna neden olan prostat dokusu lazerle alınmaktadır. HoLEP ameliyatında kullanılan Holmiyum Lazerin doku derinliği 0,4 mm olduğundan erkeklikle ilgili sinirler üzerinde hiçbir zararı bulunmamaktadır. İdrar kesesine itilen prostat dokusu “morsellatör” denilen kıyıcı özel bir aletle küçük parçalar haline getirilmekte, çıkarılan bu prostat dokusu tahlile gönderilerek patolojik inceleme yapılmaktadır.

HoLEP yönteminin uygulanabildiği vakalar aşağıda sıralanmaktadır.

  • İlaç tedavisine yanıt vermeyen prostat hastaları
  • İdrar yapamayan ve sonda takılan hastalar
  • Tekrarlayan idrar yolu enfeksiyonu geçiren hastalar
  • Böbreklerinde genişleme (Hidronefroz) olan hastalar
  • Mesanesinde taş olanlar
  • Tekrarlayan idrar yolu kanaması olan hastalar
  • Ciddi kalp ve akciğer problemi nedeniyle diğer yöntemlerin yüksek riskli olduğu hastalar

HoLEP Yönteminin Avantajları Nelerdir?

  • Herhangi bir kesi yoktur, tamamen kapalı olarak idrar yolundan yapılmaktadır.
  • Geride büyümüş adenom dokusu kalmadığından tekrarlama durumu söz konusu değildir.
  • Hastanede kalış süresi diğer yöntemlere göre çok daha kısadır.
  • İyileşme çabuk olduğundan günlük aktivitelere dönüş diğer operasyonlara göre çok daha erken olmaktadır.
  • Sondalı kalma süresi diğer yöntemlere göre daha kısadır.
  • Sertleşme problemi gibi cinsel bozukluklara sebebiyet vermemektedir.
  • Operasyondan sonra idrar yaparken ağrı ve yanma kaybolmaktadır.
  • Ameliyat sırasında ve ameliyat sonrası kanamalar çok az görülmektedir.
  • Elektrik enerjisi kullanılarak doku yakılmadığı için çevre dokular zarar görmemektedir.
  • Ameliyattan sonra idrar kaçırma sorunu kalıcı olarak ortadan kalkmaktadır.
  • Alınan parçalar patolojiye gönderilerek kanser araştırması yapılabilmektedir.
  • Tüm büyüklüklerdeki prostatlara güvenle uygulanabilmektedir.
  • Kan sulandırıcı kullanan ve kalp-akciğer problemi olan hastalarda, lazerin kanama kontrolü daha iyi olduğundan diğer yöntemlere göre daha avantajlıdır.
Read More

Porsiyonlarınızı Küçültün

Yaz aylarının tatil sezonu olması nedeniyle beslenme konusunda normalden daha abartılı davranabiliyoruz. Gereğinden ve normalden fazla besin tüketmek ise midemizi ciddi şekilde yoruyor. Mide aşırı derecede dolduğunda besinleri sindirme işlemini yeterli miktarda gerçekleştiremiyor. Sonuçta mide krampları ve rahatsızlık hissi gibi istenmeyen durumlar ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle sindirim sağlığı için yaz aylarında küçük porsiyonlar tüketmeye özen göstermekte fayda var.

Yeteri Kadar Sıvı Tüketin

Su, sindirim sisteminin aktive olmasını sağlayan ve bu işlemi kolaylaştıran en sağlıklı içecektir. Üstelik suya yaz aylarında, artan sıvı kaybı nedeniyle daha fazla ihtiyaç duyarız. Bu nedenle sindirim sağlığını korumak için günlük tüketilmesi gereken su miktarını (2- 2,5 litre) tüketmeye özen göstermemiz gerekir. Yemeklerden önce ılık su içmenin sindirim sürecinin başlamasına yardımcı olduğunu da söylemeden geçmeyelim!

Hareket Edin

Sindirim sisteminin çalışması için yüksek miktarda kan akışına ihtiyacı vardır. Egzersiz ise kan akışını arttıran en sağlıklı aktivitedir. Bu nedenle yemeklerden bir süre sonra veya yemeklerden önce egzersiz yaparak sindirim sürecini destekleyebilir ve olası sindirim problemlerini engelleyebilirsiniz.

Stresten Uzak Durun

Yukarıda da belirttiğimiz gibi stres, sindirim sistemi üzerinde direkt olarak etki sahibi olabilir. Özellikle yaz aylarının yüksek sıcaklıkları, stres seviyemizi arttırmaktadır. Sonuçta ise ortaya mide krampları, bağırsak problemleri gibi yaşam kalitesini düşüren durumlar çıkmaktadır. Dolayısıyla sindirim problemlerinden kaçınmak için stres kontrolü öğrenilmeli; vücudu strese sokacak durumlardan uzak durulmalı ve rahatlatıcı aktivitelerde bulunulmalıdır.

Aşırı Yağlı Beslenmeyin

Yaz aylarında sindirim problemlerinden korunmak için aşırı yağlı gıdaların tüketiminden kaçınılmalıdır. Çünkü yağın sindirimi zorlaştırdığı bilinmektedir. Bu mevsimde aldığınız yağ miktarını azaltarak sindirim sağlığınızı destekleyebilir ve bu süreci kolaylaştırabilirsiniz.

Beslenmenize Lifli Besinleri Dahil Edin

Lifli gıdalar, zengin lif içerikleri sayesinde sindirim sürecine yardımcı olurlar. Bu nedenle beslenme düzeninize bu türden besinleri ekleyerek sindirim sağlığınızı destekleyebilirsiniz. Tam tahıllar, kuru erik, armut, narenciye meyveler, nektarin, şeftali, elma, muz, böğürtlen, sarı veya yeşil mercimek, fasulye, nohut gibi baklagiller, brokoli, brüksel lahanası, havuç gibi sebzeler lif bakımından zengin besinlere örnek olarak gösterilebilir.

Tuzlu Ve Baharatlı Gıdaların Tüketimini Sınırlandırın

Tuzlu ve baharatlı gıdalar sindirim sistemi sağlığını olumsuz yönde etkiler. Üstelik bu etki, yaz aylarında normalden daha fazla hissedilecektir. Bu nedenle olası sindirim problemlerinden uzak durmak için tuz ve baharat kullanımı en aza indirgenmeli, gerekirse hiç tüketilmemelidir.

Read More