Toplumda ‘Biyonik Kulak’ olarak da bilinen Koklear İmplant, işitme cihazlarının kullanılması sonucundan fayda görmeyen veya menenjit gibi hastalıklar sonrası işitmesini kaybetmiş kişilerde acilen uygulanan cerrahi müdahale ile takılan bir iç kulak işitme protezidir. Çok şiddetli işitme kaybı olan, işitme cihazlarından beklenen faydayı göremeyen ve genel sağlık durumu işleme uygun olan hastalara uygulanan koklear implant (biyonik kulak) tedavisi genel anestezi altında 2-4 saatlik bir sürede gerçekleştirilmektedir. Cerrahi işlem sonrası rehabilitasyon süreci de hastalar için başlamakta ve duyma yetenekleri geliştirilerek yaşam kaliteleri artırılmaktadır.
Dilde Kabarcık Nedir?
Fungiform papilla adı verilen kabarcıklar dilin üzerinde bulunan küçük yapılardır. Bu kabarcıklar, dilin geri kalanıyla aynı renktedir ve normalde dil üzerinde ayırt edilemezler. Bu yapılar dil dokusunun sert olmasını sağlayarak yemek yemeyi kolaylaştırır. Fungiform papillalar içerisinde sıcaklık sensörlerini ve tat tomurcuklarını barındırır. Bu papillalar farklı sebeplerle genişleyebilir ve büyüyebilir. Dildeki kabarcıklarda büyümeye neden olan durumlar çoğunlukla ciddi bir sorun oluşturmazlar. Ancak kabarcıklar belirli bir sürede eski haline dönmüyor, büyümeye ve yayılmaya devam ediyor veya yemek yemeyi zorlaştırıyorsa mutlaka tedavi edilmelidir.
Difteri Komplikasyonları Nelerdir?
Difteri tedavi edilmezse çeşitli komplikasyonlara yol açabilir. Bu komplikasyonlar şunları içerir:
Solunum Problemleri: Difteriye neden olan bakteriler bir toksin üretebilir. Bu toksin, enfeksiyonun bölgesindeki dokulara zarar verir. Burun ve boğaz bölgesinde biriken ölü hücreler, bakteriler ve diğer maddeler sert, gri renkli bir zar oluşturur. Bu zar solunumu engelleyebilir ve nefes alma güçlüğüne yol açabilir.
Kalp Hasarı: Difteri toksini, kan dolaşımı yoluyla yayılabilir ve kalp kasında iltihaplanmalara neden olarak miyokardit adı verilen duruma yol açabilir. Miyokardit hafif ya da ağır olabilir. Ciddi durumlar kalp yetmezliği ve ani ölüme yol açabilir.
Sinir Hasarı: Toksin ayrıca sinir hasarına neden olabilir. Hasar sıklıkla zayıf sinir iletimi neticesinde yutma zorluğuna neden olabilen boğaz sinirlerinde ortaya çıkar. Kollara ve bacaklara giden sinirler de iltihaplanabilir ve ilgili uzuvda kas zayıflığına neden olabilir. Difteri toksini, solunumda kullanılan kasları kontrol etmeye yardımcı olan sinirlere zarar verirse, bu kaslar felç olabilir ve bu durumda solunum cihazı olmadan solunum imkansız hale gelebilir.
Migren ve Baş Ağrılarına Geleneksel Tedavi Yöntemleri
Havaların soğumasıyla birlikte migren tipi baş ağrıları artış göstermektedir. Özellikle mevsim geçişlerinde ağrıları artan hastalar soluğu hastanelerde alıyor. Bu tip ağrıların geçmesi için hacamat ve akupunktur gibi geleneksel tamamlayıcı tıp teknikleri önerilmekte. Yapılan işlemden sonra hastanın konforu sağlanmakta ve baş ağrılarından eser kalmamaktadır.
Migren ve küme baş ağrıları özellikle bulunduğumuz soğuk havalarda ve mevsim geçişlerinin olduğu dönemlerde ilkbahar ve sonbahar aylarında sıkça karşımıza çıkan, hastaların müracaat ettiği baş ağrıları tipleridir. Migren, baş ağrısı daha çok kadınlarda görülen ve toplumumuzun yüzde 20-25 oranında görülebilen, genelde yarım şiddetli, orta şiddetli ve şiddetli, genelde zonklayıcı olarak tabir edilen, beraberinde bulantı, kusmanın eşlik ettiği, ışık, ses, koku hassasiyetinin de beraberinde bulunabildiği bir baş ağrısı tipidir. Hastalarda bu baş ağrısını tetikleyici bir takım faktörler vardır. Soğuk hava, rüzgarlı hava, mevsim geçişleri risk faktörleridir. Aynı zamanda açlık, uykusuzluk, stres bu hastalar için risk faktörleridir. Yediği gıdalar da hastalığı için risk faktörüdür. Özellikle mayalanma sürecinden geçen, fermantasyon sürecinden geçen gıdalar, içecekler, bunlar peynir gibi, yoğurt gibi ya da içeceklerden özellikle alkollü içecekler migren ağrısını tetikleyebilmektedir.
Şiddetli Bir Baş Ağrısı Tipidir
Küme tipi baş ağrısı da özellikle erkek hastalarda daha çok rastlanmaktadır. Migrene benzeyen ve genellikle migrenle karıştırılan bir baş ağrısıdır. Küme baş ağrısı adı üstünde özellikle mevsim geçişlerinde sık görülmekle beraber, senenin belli bir dönemi hastanın hiç ağrı çekmediği ama ağrı ataklarının başladığı zaman günlük ya da gün aşırı periyotlarda ya da günde birkaç defa olup sık bir ağrı periyodunun olduğu, yani kümelenen bir ağrı periyodunun olduğu baş ağrısı tipidir. Erkeklerde daha sık görülür. Yarım baş ağrısıdır. Aynı taraf gözde kızarma, sulanma, kanlanma hatta burun tıkanıklığıyla görülebilir. Süresi migrene göre daha kısadır ama yaşam kalitesini düşüren bir baş ağrısı olduğu için kötü şiddetli bir baş ağrısı tipidir.
Migren Sorun Olmaktan Çıktı
Özellikle günümüzde geleneksel tamamlayıcı tıp yöntemlerinin uygulanmaya başlanmasıyla, yani akupunktur, mezoterapi, hacamat, kupa terapi gibi yöntemlerin kullanılması ile birlikte migren ve baş ağrıları artık sorun olmaktan çıktı denebilir. Uygun hastalara kupa, yaş kupa, kuru kupa, kupa masajı ya da nöral terapi, tetik nokta enjeksiyonu, akupunktur noktalarına enjeksiyonlar veya mezoterapi teknikleriyle tedavi yöntemleri uygulanabilmektedir.
Kolonoskopi
Bağırsak ile ilgili hastalıklarının taranması, tanısı ve zaman zaman tedavisinde kullanılan bir endoskopi yöntemidir.
Kalın bağırsağın incelenmesi uç kısmında görüntü sağlayan bir kamera ve ışık kaynağı bulunan, dışarıdan kontrol edilerek yön verilebilen, 1 santimetreden biraz daha kalın kolonoskopi cihazıyla (kolonoskop) yapılır. Kalın bağırsağın tüm kısımlarının ve gerektiğinde ince bağırsağın alt kısmının değerlendirilmesi bu yöntemle mümkün olur. Deneyimli endoskopistlerin uyguladığı bir kolonoskopi işlemi birçok bağırsak hastalığının tanınmasını ve böylece tedavite yön verilebilmesini sağlayan çok etkin bir yöntemdir. Ayrıca kalın bağırsak kanserlerinin tanısında en etkili yöntem kolonoskopi olup kanserler gelişmeden, henüz milimetrik boyuttaki polipleri bile saptama şansı verir. Kolonoskopi esnasında kansere dönüşmemiş birçok polip çeşitli endoskopik tedavi teknikleri ile çıkarılabildiği gibi, teknolojik gelişmeler ile birlikte erken evre kalın bağırsak tümörleri de EMR ve ESD gibi tekniklerle başarıyla temizlenebilmekte, hastalar ameliyatsız tedavi olabilmektedir.
Kolonoskopi işleminden önceki iki gün öncesinde hastaların az posa ve yüksek sıvı içeren bir diyet ile beslenmesi ve işlem öncesi gece bağırsak temizliği yapacak (müshil) ilaçlarını da hekiminin belirttiği şekilde alması gerekir. Hastalar işlemden en az 8 saat önce yemek veya içecek alımını bırakmalıdır. Kan sulandırıcı ilaç kullanan hastalar (aspirin, heparin, kumadin gibi) bu ilaçları hekimin önerisine göre kesmeleri gerekebilir. İşlem öncesi uygulanacak diyet, ilaçların kullanımı ve kesilmesi gereken ilaçlar hakkındaki uyarı bilgiler hastaya randevu verildiği birim, hastanın kendi hekimi veya endoskopi ünitesi çalışanları tarafından hastalara öncesinde anlatılır. İşlem genellikle 15 dakika civarında sürmekte, hastalarımız işlem esnasında uyumakta ve ağrı hissetmemektedir.
Kalp Krizi Belirtileri Nelerdir?
Kalp krizi ve inme tüm dünyada en sık tespit edilen ölüm nedenleridir.
Kalp krizi (miyokardiyal infarktüs): kalbi besleyen oksijen ihtiyacını sağlayan koroner damarlarındaki tıkanıklık veya ileri derece daralmalarına bağlı olarak kalp kasına kan akışının kesilmesi durumudur. Kalp krizi olayı başladıktan sonraki dakikalar ve ilk saatlerde oksijensiz, besinsiz kalan kalp kası hücreleri etkilenmeye, doku tahribatı oluşmaya başlar. Kötü huylu ritim problemleri nedeniyle hasta kaybedilebilir veya kalp yetmezliği olarak adlandırılan kalıcı hasarlara neden olabilir.
Bu nedenle kalp krizi belirtileri (semptomları) bireyler tarafından ciddiye alınmalı ve ivedilikle sağlık profesyonelleri tarafından incelenmelidir. Peki nedir bu tipik belirtiler?
Göğüs ağrısı, göğüs duvarında hissedilen, baskı yapıcı tarzda, künt karakterde bir ağrıdır. Genel olarak 15 dk sürer.
Yansıyan ağrı, ağrı sol kola, omuzlarda çene ve boyuna yayılabilir.
- Mide ağrısı,
- Bulantı ve kusma,
- Aniden soğuk terleme,
- Nefes darlığı ve huzursuzluk ani baş dönmesi
Akılcı İlaç Kullanımı
Akılcı İlaç Kullanımı “Kişilerin şikâyetleri, kronik hastalıkları ve bireysel özelliklerine göre uygun olan ilaçları, uygun süre ve dozda, en uygun maliyetle ve kolaylıkla temin edebilmeleridir” Kısaca ilaç kullanırken bilinçli davranmak şeklinde tanımlanabilir.
Akılcı ilaç kullanımında ilaçlar sadece gerektiği kadar miktarda ve sürede kullanılmalıdır. Uygunsuz kullanım bazı ilaçlara karşı direnç gelişmesine, hastalıkların tekrarlamasına ya da tedavi sürecinin uzamasına, yan etkilerinin daha fazla olmasına ve tedavi maliyetlerinin artmasına neden olmaktadır. İlaçlar üretim aşamasından hastalarca kullanılana dek her aşamada uygun koşullarda muhafaza edilmelidir. Uygulama şekli, zamanlaması ve eşzamanlı kullanılan diğer ilaçlarla etkileşimi göz önünde bulundurularak ilaç kulanım planlarına uygun seçilmelidir. İlaçların çoğu güneş ışığını doğrudan almayan, serin ve kuru yerlerde saklanmalıdır ancak bazı ilaçlar için özel saklama koşulları da gerekebilir.
Gastroenterolojide birçok hastalık uzun süreli ve düzenli ilaç kullanımı gerektirebilmektedir. Bu nedenle akılcı ilaç kullanımı yan etkilerden kaçınmak kadar tedavinin etkin ve güvenli olması açısından da önem taşımaktadır.
Mide Koruyucu İlaç Kullanımı
Gastroenterolojide en sık kullanılan ilaçların başında halk arasında ‘’mide koruyucu’’ olarak isimlendirilen proton pompa inhibitörleri gelmektedir. Bu ilaçlar doğru amaçla ve uygun süre kullanıldığında çok etkin ve güvenli ilaçlar olmasına rağmen günümüzde gerekmeyen birçok durumda, düzensiz şekilde kullanıldıklarını görmekteyiz. Özellikle yıllarca bu ilaçları gerekmemesine rağmen kullanan hastalarımız bulunmaktadır. Her ilaç gibi ‘’mide koruyucuların da yan etkileri bulunmakta, çok uzun süre kullanımında midede atrofi, bazı besin ve minerallerin emiliminde eksiklikler gibi sorunlara yol açabilmektedir. Ayrıca tiroit hormonları ve demir gibi bazı ilaç ve besinlerin emilimi için asit ortam gerektiğinden mide koruyucu ilaçlarla birlikte alınmaları etkinliklerini azaltacaktır.
Bağırsak Şikâyetlerinde İlaç Kullanımı
Bağırsak sendromu ve diğer bağırsak şikâyetleri için kullanılan ilaçlar yine sık kullanılan bir ilaç grubu olup bu ilaçlarda ise özellikle ilaçların kullanım zamanı önem taşımaktadır. Bu ilaçların birçoğu aç olarak alındığında daha etkili olmakta, yemek sonrası alındığında ise etkinliği azalmaktadır. Pankreas enzimlerini içeren ilaçların ise özellikle yemekle ve yemek bitiminde alınması gerekmektedir.
Bağırsak hastalıklarında ise ilaçların düzenli kullanılması önem taşımaktadır. En sık gördüğümüz sorun hastaların şikâyetleri azaldığında ilaçları bırakması ve bunun sonucunda hastalığın tekrar aktive olmasıdır. Bu durum hastaneye yatış, ameliyat, kortizon türevi ilaçların daha uzun süre kullanımı gibi sorunların yanında zaman zaman ilk kuşak ilaçlara dirençli hale gelmesine ve yan etkisi daha fazla olan ilaçlara geçilmesi zorunluluğunu doğurmaktadır. Benzer şekilde özellikle kronik karaciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılan ilaçlar da uzun süre kullanılması gereken ve doktorunuza danışmadan kesilmemesi gereken tedavilerdir.
Antibiyotik İlaç Kullanımı
Gastroenterolojide antibiyotikler de gastroenteritler başta olmak üzere çeşitli hastalıkların tedavilerinde sık kullanılmaktadır. Antibiyotikler uygun süre ve dozda kullanılmalıdır. Gereğinden fazla ya da az doz veya sürede kullanılmaları antibiyotiklere direnç gelişimine ve bazı enfeksiyonların tedavisinde artık etkisiz olmalarına yol açabilmektedir. Ayrıca antibiyotiklerin uygunsuz kullanımına bağlı gastroenterit ya da alerjik reaksiyonlar gibi ciddi sorunlara yol açabilirler.
Bilinçsiz Vitamin İlaç Kullanımı
Gereksiz ve uygunsuz vitamin kullanımı, bilinçsiz gıda takviyesi ve gereksiz bitkisel ürünlerin kullanımı diğer bazı önemli sorunlardır. Örneğin bazı vitaminler vücutta depolanmayacağından fazla alınması idrar ve dışkı ile atılmasına yol açabilir. Bazı vitaminlerde ise vücutta birikerek olası zararlı etkilere zemin hazırlayacaktır. Gıda takviyelerinin bazılar ise yararı kesin kanıtlanmamış ve yan etkileri çok iyi bilinmeyen bileşik ve besinlerden oluşmaktadır. Zaman zaman bazı gıda takviyelerine bağlı ciddi karaciğer hastalıkları ile karşılaşabilmekteyiz.
Düzenli Uyku
Sen de gündelik hayatın yoğunluğu içinde, işlerini yetiştirmek telaşıyla uykuya zaman ayıramıyor musun? Stresli olduğun için gözüne bir türlü uyku girmiyor mu? O zaman hadi birlikte uykunu düzene sokmayı deneyelim.
Günümüzün en büyük sorunlarından biri uyku düzensizliğidir. Yaşadığımız hayatın stresli oluşu, yoğun olmamız gibi etkenler uykumuzun düzenini etkiler. Uyku düzenimiz bozulduğunda da gün içinde verimsizleşiriz ve enerjimiz düşer. Bu yüzden düzenli uyku uyumamız sağlığımız açısından çok önemlidir. Çünkü düzenli uyuduğunda vücudun yenilenmiş olduğunu hisseder. Peki, düzenli uykunun sana sağladığı diğer faydalar neler?
Düzenli uyku uyursan; merkezi sinir sistemin yenilenir, sindirim sistemin düzenlenir, vücudunun yağ tutması engellenir, yorgunluk ve stres gibi sorunlarla savaşmak zorunda kalmazsın, kemik ve kasların güçlenir, beynin dinlendiği için konsantrasyon ve odaklanma becerilerin artar, dolaşım sistemin desteklenir, cildin yenilenir ve canlanır. Ayrıca bağışıklık sistemin güçlenir ve vücudundaki toksinler temizlenir. Yani vücudun kendini toparlar ve seni yeni bir güne seni hazırlar.
Eğer düzenli uyku uyumazsan tamir edilemeyen vücut sistemlerin verimsiz çalışacak ve dolayısıyla gün içinde bitkin, yorgun, stresli ve mutsuz hissedeceksin. Bu durum da çevren tarafından yanlış anlaşılmana sebep olabilir o nedenle uykunu düzene sokman ve daha sağlıklı bir hayata adım atman gerekiyor.
Kendinize Bir Uyku Düzeni Kurmak İçin Yapmanız Gerekenler
- Yatağa uyumak için girdiğinde yanına telefon, leptop gibi elektronik cihazlarını alma. Çünkü buralardan gelen bildirimler, baktığın, seyrettiğin herhangi bir şey uykunu kaçırır ve daha geç uyumana neden olur.
- Gece saat kaçta yatarsan yat sabah belirli bir saatte kalkmaya dikkat etmen gerekiyor. Çünkü sabah belirli bir saatte uyanman biyolojik saatini ayarlaman için sana yardımcı olur. Sabah uyanma saatin düzene girdikten sonra yavaş yavaş gece yatma saatinin de düzene girdiğini göreceksin.
- Her gün yatış saatini bir önceki günün 15-20 dakika öncesine almaya çalış. Bunu başarabildiğinde yavaş yavaş daha erken yatağa gittiğini fark edeceksin.
- Kendini uyumaya hazırlayacak bir aktivite bul. Sakin bir müzik dinlemek, sıcak bir duş almak gibi, kitap okumak gibi… Yapacağın bu aktiviteler seni rahatlatarak uykunu getirecektir.
- Seni ve bedenini rahat hissettirecek kişiye özel yatak edinebilirsin ve böylece uyumak senin için zor bir iş olmaktan çıkmaya başlar.
- Kendi yatağında uyumaya gayret et. Aksi takdirde yerini yadırgar, rahatsız olur ve kolay uykuya geçemezsin.
- Yatmadan önce çok aç ya da çok tok olmamaya özen göster. Çünkü yattığında açlık ve ya tokluk seni rahatsız ederek uyumanı engelleyebilir.
- Gün içinde şekerleme yapmamaya dikkat et. Çünkü gün içinde uyumak gece uyku düzenini bozabilir.
- Yatmadan önce kafein içeren içeceklerden uzak dur.
Spina Bifida (Açık Omurga)
Anne karnındayken oluşmaya başlayan omurga başlangıçta açıktır ve zamanla her iki yandan kapanmaya başlar ve doğumda kapalıdır. Spina bifida denilen açık omurilik hastalığında bu kapanma meydana gelmez.
Açık omurga hastalığının şiddeti değişkendir. Spina bifida okülta denilen tipinde çoğunlukla herhangi bir bulgu olmazken bazı bebekler sıklıkla bel bölgelerinde olan içi boş (meningosel) yada sinirlerle dolu (meningomyelosel) bir kese ile doğarlar. Bazen okült tipinde belde kızarıklık, kıllanma artışı görülebilir. Meningoselde genellikle kalıcı hasar olmazken meningomyeloselde ciddi sakatlıklar söz konusu olabilir.
Folik asidin nöral tüp defekti riskini %70-80 oranında azalttığı bilinmektedir. Bu nedenle folik asit kullanımı gebe kalmadan 1 ay önce başlanmalı ve gebeliğin 3. ayının sonuna kadar devam etmelidir.
Doğum sonrası kese en kısa sürede ameliyat edilerek alınmalı ve ortopedik anomali ile nörolojik bulgusu olan bebeklere hem ortopedik hem nörolojik rehabilitasyon yapılmalıdır. Ayrıca bu bebekler hidrosefali (beyinde sıvı toplanması) ve omurga eğrilikleri açısından da takip edilmelidirler.
Ayrık Omurilik Malformasyonları
Ayrık omurilik malformasyonları omuriliğin vertikal olarak ikiye ayrılmış olarak gelişmesidir. Ayak ve omurga deformiteleri ile sırtta orta hatta ortaya çıkan cilt lezyonları hastalık açısından uyarıcı belirtilerdir. İki tipi mevcut olup Tip I de ortada kemik septum (ayıraç) bulunmakta ve omurilik yarıları keskin bir şekilde iki ayrı dura mater (sinir) kılıfı içerisinde yer almaktadırlar. Tip II de ise her iki omurilik yarısı aynı dura mater içerisindedir ancak fibröz (bağ dokusundan) bir septumla ayrılmıştır. Erken çocukluk ya da ergenlik döneminde boy uzaması ile birlikte ortaya çıkacak olan gergin omurilik sendromu açısından her iki tipinde de cerrahi tedavi gereklidir. Tedavi edilmeyen durumlarda ortaya çıkacak olan sakatlıklar kalıcı olabilir.
Omurga Eğrilikleri
Omurların oluşumu sırasında meydana gelen eğriliklerin birçoğu anormal oluşmuş omurların asimetrik büyüme dengesi oluşturması nedeniyledir.
Omurlardaki anormal oluşumlar üç sınıfa ayrılır :
Tip I : Oluşum kusuru: Omur oluşumunda eksiklik sonucu görülen hemivertebralar (yarım omur) veya tam oluşmamış omurlar
Tip II : Ayrışma kusuru: Önce blok halinde oluşan ve daha sonra ayrılarak birbirinden bağımsız hale gelen omurların bölünmede başarısızlık sonucu tek veya iki taraftan bağlı kalması ile oluşan blok vertebralar ve barlar (anormal olarak birbirine bağlanmış omurlar).
Tip III: Oluşum ve ayrışma tipi kusurların birlikte görüldüğü durumlar.
Bu anormal omurgalar doğumda var olmasına rağmen başlangıçta eğrilik olmayabilir.
Eğrilik büyüme ile oluşur. Eğrilik derecesi oluşum kusurunun asimetrik büyüme potansiyeline bağlıdır.
Hemivertebralar omurganın bir tarafının diğerine göre daha fazla büyümesine sebep olur.
Ayrışma, bölünme kusuru içeren birbirine bağlanmış omurlar ise bağlı tarafın büyümesine engel olarak karşı tarafın büyümesi sonucu omurganın eğrilmesine sebep olurlar.
Gergin Omurilik Sendromu
Gergin omurilik sendromu omuriliğin anormal bir nedenden dolayı gerilmesi olup, 1000 doğumda 0.05-0.25 görülme sıklığı olmasından dolayı nadir bir durumdur.
Anne karnında meydana gelen kalın filum, ayrık omurilik, meningomyelosel, lipomeningomyelosel gibi anomaliler omuriliğin yapışmasına ve gerilmesine neden olabilirler.
Normal gebelik haftasında doğan bebeklerde omurilik L2–L3 düzeyinde sonlanır. Doğum sonrası üçüncü ayında ise hemen hemen erişkinde olduğu gibi L1–2 aralığı düzeyindedir.
Gergin omurilik omuriliğin L1-2 düzeyinin altında olması durumudur . Ancak omurilik normal sonlanma yerinde sonlansa bile gergin omurilik sendromu görülebilir.
Çocuklarda en sık görülen bulgular kıllanma artışı, cilt altı lipom (şişlik), derma sinüs (ciltte delik), kızarıklık gibi cilt bulguları ; ayakta durmakta güçlük, sık düşmeler, kas atrofisi, duyu bozuklukları gibi nörolojik bulgular ; idrar veya dışkılama bozuklukları, bel-bacak ağrıları, omurga eğrilikleri, ayak ve bacak şekil bozukluğu gibi ortopedik anormalliklerdir.
Tanıda USG, Röntgen, BT, MR gibi görüntüleme yöntemlerinden yararlanılır. Tedavide gergin omuriliğe yol açan sebebin ortadan kaldırılarak omuriliğin serbestleştirilmesi gerekir.
By-Pass
Kalbin kendisini besleyen damarlardaki (koroner arterler), daralıkların daha ilerisine vücudun başka yerlerinden alınan damarlar ile damar köprüleri oluşturma işlemine “koroner By-Pass ameliyatı” adı verilir.
Koroner arter By-Pass ameliyatında sık kullanılan damarlar; göğüs ön duvarını besleyen meme atardamarı, bacak toplardamarı ve kol atardamarlarıdır.
Günümüzün modern ameliyat tekniği ve teknolojisi sayesinde hastalar, açık kalp ameliyatından çok kısa bir süre sonra (yaklaşık 5 gün) hastaneden taburcu olabilirler. Ev içi aktiviteleri ve masa başı iş aktivitelerini rahatlıkla yapabilirler ve normal yaşamlarına dönebilirler.
Koroner bypass cerrahisinin uzun dönem sonuçları da başarılıdır. Hastaların büyük bir çoğunluğu; ağrı ve nefes darlığı şikâyetlerinin tamamen geçtiği, gerek iş yaşamlarında gerekse özel yaşamlarında performanslarının arttığını ifade etmektedir.
Yeni damarların ömrünü uzatmak amacıyla sigara, yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, stresli yaşam ve kontrolsüz şeker hastalığı gibi risk faktörlerinin ortadan kaldırılması, uygun diyet ve ilaç tedavisinin önemi büyüktür. Bu önlemler, ameliyatın uzun dönem sonuçlarını iyileştirir ve başarısını artırır.




