Covid-19 Testleri - Hastane, Evde, İşyerinde Güvenle!

Author medova

Mesane Kanseri Belirtleri, Tanı ve Tedavisi

 

Belirtilere Dikkat Ederek Mesane Kanserine Karşı Önleminizi Alın
Mesane Kanseri Belirtilerinden Biri İdrarda Kan Görülmesidir

Mesane kanseri belirtilerinden biri idrarda görülen kan olabilir. İdrarda kan taş hastalığı veya prostat büyümesi gibi nedenlere bağlı olarak gelişebilir ya da mesane kanseri gibi ciddi bir hastalığın da erken belirtilerinden biridir.
İdrarda görülen kanın neden kaynaklandığı  mutlaka belirlenmesi gerekir. Çoğunlukla idrar yolu enfeksiyonu, taş hastalığı, prostat büyümesi gibi iyi huylu hastalıklar nedeniyle ortaya çıksa da özellikle mesane kanseri gibi daha ciddi ve kötü huylu bir hastalığa bağlı da oluşabilir.

İdrarda kan görme toplumda sık görülen ve sıklığı %2,5’tan %20’ye kadar değişen klinik bir bulgudur. Pratikte karşımıza iki şekilde çıkmaktadır. Hastanın daha hızlı şekilde hekime gelmesini sağlayan, idrarda gözle görülebilecek miktarda kan olması ‘‘makroskopik hematüri’’, gözle görülmeyen fakat mikroskop ile incelemede 3’ten fazla kırmızı kan hücresinin bulunması ise ‘‘mikroskopik hematüri’’ olarak tanımlanır.

Belirtileri Gözlemlemek ve Farkında Olmak Hayat Kurtarıyor

İdrarda görülen kanın oluş şekli, pıhtı varlığı ve özel bir şekil almış olması, ağrının eşlik etmesi ve idrarın hangi aşamasında kan görüldüğü klinik değerlendirmede önem taşır.

İdrar başlangıcındaki kan, üretra-idrar kanalı kaynaklıdır ve çoğunlukla enfeksiyona bağlı gözlenir. Öncesi olan yan ağrısı çoğunlukla böbrek taşı düşürmeyi işaret ederken, ağrısız ve pıhtılı kan görülmesinin en sık sebebi mesane kanseridir.

Mesane Kanseri Daha Çok 50 Yaşından Sonra Görülmektedir

Mesane kanseri erkeklerde prostat, akciğer ve kalın bağırsak kanserlerinden sonra dördüncü sıklıkta görülen kanserdir. Erkeklerde kanser vakalarının yaklaşık olarak %7’sini oluşturur. Kadınlarda en sık görülen dokuzuncu kanserdir ve tüm kanser vakalarının %2,5’ini oluşturur.

Dünya Sağlık Örgütü’ne göre, sigara (tütün) kullanımı tek başına mesane kanserinin en önemli nedenini oluşturur ve tüm olguların yüzde 40-70’inden sorumlu olduğu tahmin edilmektedir. Sigara içen kişilerde mesane kanseri gelişme olasılığı, sigara içmeyenlere kıyasla 2-3 kat daha yüksektir. Mesane kanseri daha çok 50 yaşından sonra görülmektedir.

Mesane Kanseri Tanısı Nasıl Konulur?

Mesane kanseri tanısı için en yaygın olarak kullanılan testler idrar tahlili, üriner sistem ultrasonografisi ve sistoskopisidir. (mesanenin endoskopik olarak kamerayla değerlendirilmesi) Tüm kanser türlerinde olduğu gibi erken tanı ve tedavi ile mesane kanserinden tamamen kurtulmak mümkündür.

Sigara İçen Kişilerde, Sigara İçmeyenlere Kıyasla Mesane Kanseri Gelişme Olasılığı 2-3 Kat Daha Yüksek

Tanı anında çoğunlukla yüzeysel şekilde yani mesane duvarının derinliklerine nüfuz etmemiş şekildedir. Bazı hastalarda ise tanı anında mesane dışına taşmış hatta uzak organlara yayılmış dahi olabilir. Tedavi hastalığın evresine göre yapılmaktadır.

Yüzeysel mesane kanserinde kanserli alanın mesaneden kazınarak temizlenmesi ve sonrasında mesane içine uygulanan çeşitli ilaçlar ile hastalık tedavi edilebilir. Mesane duvarının derinliklerine ilerlemiş hastalıkta ise içerden kazımak yeterli olmayıp mesanenin alınması gerekebilmektedir.

Deneyimli uzman tarafından uygulanan iyi ve yeterli bir tedavi ile birlikte yakın takip yapılması bu hastalıkla mücadele edilmesinde oldukça önem taşımaktadır. Mesane kanseri riskini azaltmak için alınacak başlıca tedbirler sigara kullanımının azaltılması ve mesleki kanserojen maddelerden uzak durulması şeklindedir.

Sonuç olarak baktığımızda idrarda görülen kan, idrar yolu enfeksiyonu ve taş hastalığı gibi durumlardan kaynaklanabileceği gibi mesane kanseri gibi oldukça ciddi ve ölümcül olabilecek bir kanserin de belirtisi olabilir.

İhmal etmeksizin idrardaki kanamanın mutlaka üroloji hekimi tarafından araştırılması gerekmektedir. Hangi sebepten olduğunun tespiti ve ona uygun tedavinin yapılmasının hayat kurtarıcı olabileceği akılda tutulmalıdır.

Read More

Peygamber Sünneti (Hipospadias)

 

Peygamber Sünneti (Hipospadias) Tanı ve Tedavisi

hagsdhagsdhasgda

Peygamber Sünneti (Hipospadias) Nedir?

Peygamber Sünneti (Hipospadias), yenidoğan her 150-300 erkek bebeğin birinde görülebilen doğumsal bir anomalidir. Peygamber Sünneti, erkek çocuklarda görülebilen doğumsal bir bozukluktur. Normal bir peniste idrar kanalı penis başının ucunda sonlanır ve çocuklar penisin ucundan idrarını yaparlar.

Peygamber sünnetli veya yarım sünnetli olarak da bilinen bu anomalide penisin ucunda olması gereken idrar deliğinin (üretra dış ağzının) daha alt kısımda sonlanması durumudur. Bu delik ile penis ucu arasındaki bölgede idrar kanalı tam olarak oluşmamıştır. İdrar kanalının açılma noktası testislerden daha geride bile olabilir ve ne kadar geride ise o kadar ciddidir. Ancak olguların çoğunluğunun penis ucuna daha yakın olanlar oluşturmaktadır.

Hipospadias’a Nasıl Tanı Konulur?

Günümüzde gebelik esnasında ultrason ile doğum öncesi tanı koymak mümkündür. Bu mümkün olmadıysa doğduğu andan itibaren yapılacak klinik muayene ile kolaylıkla tanı konur. Nadiren hipospadiaslı çocuklarda prepusium (sünnet derisi) normal ve tam olabilir. Bu durumlarda sünnet derisi geriye doğru sıyrılmadan uca yakın hipospadiaslar tespit edilemeye bilir. Çocuk idrar kanalının yerleşim yeri nedeniyle karşı tarafa doğru değil ayaklarına doğru çişini yapar.

Hipospadias Tedavisinin Önemi Nedir?

Hipospadiaslı bebekler 1-2 yaş civarında Çocuk Cerrahisi Uzmanı tarafından gerçekleştirilecek cerrahi girişim ile tedavi edilmelidirler. Sorun erken dönemde belirlenememesi durumunda çocuk sünnet olana kadar durum anlaşılamayabilir.

İdrar yolu enfeksiyonları, idrar kanalı darlıkları, işeme güçlükleri ve hatta çok ileri ve tedavi edilmemiş vakalarda böbrek yetmezliğine yol açabilir. Erişkin yaşa kadar tedavi edilmeyen hipospadiaslı kişilerde cinsel fonksiyon bozuklukları da görülebilmektedir.

Ayrıca ilerleyen dönemlere kadar tedavi edilmezse çocuk sahibi olunmasını zorlaştırabilir, engelleyebilir.

Read More

Tekrarlayan Omuz Çıkığı Tedavisi

Omuz Çıkığı Tedavisinde Artroskopik Cerrahi

 

Omuz Çıkığı Nedir?

Vücutta en sık rastlanan çıkık; kolun ve omzun yana açık ve dışa dönük olarak zorlanması sonucu oluşan omzun öne çıkıklardır. Bu çıkıklar sırasında omzu yerinde tutan yapılar zarar görür, zarar gören yapılar, çıkığın ilk kez oluştuğu yaş, hastanın esnekliği gibi faktörler bu çıkıkların tekrarlama riskini arttırır.

Omuz eklemi kayık bir tabaktaki (kürek kemiğindeki eklem yüzü, glenoid) bir armutun (kol kemiğinin üst ucu, humerus üst ucu) eklem yaptığı çevresinde bağlar, eklem kapsülü, kısa kasların tendonların yerinde durmasını sağladığı bir yapıdır. Bu özellikler hareket konusunda üstünlük sağlarken çıkık oluşma riskini artırır. Eklemin öne çıkıkları %95 oranında gözlenir ve armut kısmının tabaktan kayarak öne çıkması ile oluşur. Son derece ağrılıdır ve hasta kolunu oynatamaz, omuz ekleminin olduğu bölge boş gözlenir. Nadiren diğer yönlere de çıkık oluşabilir. Her yaşta gözlenebilir ve beraberinde kırık, damar, sinir yaralanmaları gözlenebilir.

  • Omuz bölgesinde şiddetli ağrı,
  • Omuz hareketlerinin kısıtlanması,
  • Omuzda şekil bozukluğunun gözle görülebilir hale gelmesi,
  • Morarma,
  • Omuz bölgesinde karıncalanma ve güçsüzlük hissi omuz çıkıklarının belirtisi olabilir.

Omuz Çıkığı Neden Oluşur?

Genellikle spor yaralanmaları ve travmalar sonucu oluşmaktadır. Zorlayıcı veya ters hareketler omuz çıkıklarına neden olabilir. Sporcularda kolun arka tarafa çok getirildiği hareketlerde sık görülebilir. Omuz çevresi yapıların ilk çıkık sonrası hasar görmesi nedeniyle, sonrasında günlük hareketlerle omuz çıkığı gözlenebilir.

Omuz Çıkığı Tedavisi Nedir?

İlk basamak tedavi öncesi mutlaka röntgen görüntüleri elde edilmelidir, böylece eşlik eden kırıkların ve çıkığın yönü tayin edilebilir. Çıkık yerine yerleştirildikten sonra da röntgen incelemesi yapılmalıdır. Omuz yerine yerleştirildikten sonra Manyetik Rezonans Görüntüleme (MRG) uygun şartlarda ağrı kontrol edildikten sonra elde edilmelidir. MRI eşlik eden kemik ve özellikle yumuşak doku yaralanmaları, bağ, tendon ve labrum yaralanmaları konusunda bize bilgi verir.

İlk omuz çıkığı yerine yerleştirildikten sonra rehabilitasyon dönemi başlar. Rehabilitasyon döneminde; omuz çıkığı bandajı, omuz çıkığı ateli veya omuz çıkığı için kullanılan omuzluklarla omuz hareketsiz hale getirilir.

Omuzun hareketsiz kaldığı rehabilitasyon döneminde dirsek, el bileği ve el hareket açıklığını kaybetmemesi için basit egzersizler yapılabilir. Omuzun hareketsiz kalacağı döneminin ne kadar süreceği omuz çıkığının durumuna ve hastanın tedaviye verdiği yanıta göre ortopedi ve travmatoloji uzmanı tarafından belirlenir. Omzun hareketsiz kalma süresi hastanın yaşına eşlik eden yaralanmalara göre değişebilmektedir. İlk çıkık 20 yaş altında gözlendiğinde ve cerrahi tedavi uygulanmadığında %87 oranında tekrarlar, ileri yaşlarda ilk çıkık sonrası tekrarlayan çıkıklar görülme olasılığı %60’lardadır.

Bankart Lezyonu Nedir?

Labrum yani omuz eklemini oluşturan tabak şeklindeki yapının (glenoid) etrafını saran sert kıkırdak benzeri dokunun zedelenmesi ve yerinden ayrılmasına Bankart lezyonu denir. Bu kemik yapısında da ayrılma ve kırık ile sonuçlanıp kemiksel Bankart lezyonu oluşabilir. Kemik yaralanmanın da eşlik ettiği lezyonlar, tekrarlayan çıkık içi Omuz çıkığı ameliyatının amacı, omuzun mümkün olduğu kadar geniş hareket mesafesini korurken omuzu yerinde tutmaktır. Bu genellikle çıkık sırasında hasar gören yapıların onarımı ile yapılır. Bu, yırtık labrumun ve çevresindeki yapıların tamir edilmesini içerebilir.

Omuz Çıkığı Tedavisinde Artroskopik Ameliyatı

Ortopedi uzmanları omuz çıkığının şekline göre değişmekle birlikte çoğu zaman hastanede daha az kalmayı gerektiren ve daha çabuk iyileşme imkânı sağlayan omuz çıkığı kapalı ameliyatı olarak da bilinen artroskopik omuz ameliyatını tercih etmektedir.

Artroskopik omuz çıkığı ameliyatlarında küçük kesilerden omuzun içine ucunda ışık bulunan küçük bir kamera ve ameliyata kullanılacak cerrahi aletler yerleştirilir. Eklemin iç kısmında net bir görüş sağlayan artroskopik cerrahide, tendonlar, bağlar ve labrumdaki küçük ayrıntıları göstermek için görüntü birçok kez büyütülebilir. Bu sayede çevredeki dokulara zarar vermeden tamir edilecek bölgeye ulaşılır. Artroskopik omuz ameliyatlarında tekrarlayan omuz çıkıkların tamiriyle birlikte rotator manşet yırtıkları, kemik çıkıntılarını tıraşlaması, labrum yırtıkları tamiri, bağ tamiri de yapılabilmektedir.

Genel olarak, hastalar ameliyattan 2-3 hafta sonra günlük yaşamda zorlayıcı olmayan hareketler yapabilirler. Kolun omuz askısı benzeri korumalı şekilde tutulması önerilir.

Ortopedi ve Travmatoloji uzmanının onayının ardından hastalar ameliyattan 6 hafta sonra aşırı zorlamamak kaydıyla spora dönebilirler.

Genellikle iyileşme süreci, fizyoterapist eşliğinde ameliyattan sonta 4-6 hafta sürmektedir.  Ameliyattan birkaç ay sonra hastaların birçoğu omuzlarını normal aktiviteler için kullanabilmektedir.

Genel Bilgiler

  • Omuz eklemi insan vücudunda bulunan en hareketli eklemdir.
  • Vücutta en sık çıkığın yaşandığı eklem de omuz eklemidir.
  • Toplumda görülme sıklığı %2-8 arasında değişmektedir.
  • Son derece ağrılıdır ve hasta kolunu oynatamaz, omuz ekleminin olduğu bölge boş gözlenir.
  • Her yaşta gözlenebilir ve beraberinde kırık, damar, sinir yaralanmaları gözlenebilir.
  • Genellikle spor yaralanmaları ve travmalar sonucu oluşmaktadır. Zorlayıcı veya ters hareketler omuz çıkıklarına neden olabilir.
  • Labrum yani omuz eklemini oluşturan tabak şeklindeki yapının (glenoid) etrafını saran sert kıkırdak benzeri dokunun zedelenmesi ve yerinden ayrılmasına Bankart lezyonu denir.
  • 2 veya daha fazla omuz çıkığında yani tekrarlayan çıkıklarda ya da aktif sporcularda ve ağır işlerde çalışan genç hastalarda ilk çıkık sonrası cerrahi tedavi uygun seçenektir.
  • Hastanede daha az kalmayı gerektiren ve daha çabuk iyileşme imkânı sağlayan omuz çıkığı kapalı ameliyatı olarak da bilinen artroskopik omuz ameliyatı, tekrarlayan omuz çıkıklarında altın standart yöntemdir.
  • Genel olarak, hastalar ameliyattan 2-3 hafta sonra günlük yaşamda zorlayıcı olmayan hareketler yapabilirler ve sosyal hayatlarına dönerler. Kolun omuz askısı benzeri korumalı şekilde tutulması önerilir.
  • Genellikle iyileşme süreci, fizyoterapist eşliğinde ameliyattan sonra 4-6 hafta sürmektedir.  Ameliyattan birkaç ay sonra hastaların birçoğu omuzlarını normal aktiviteler için kullanabilmektedir.
Read More

Menisküs Tedavisi

Menisküs Yırtığında Tedavisinde Artroskopik Cerrahi

 

Menisküs Yırtığı Belirtileri Nelerdir?

Dizde en sık meydana gelen yaralanma menisküs yırtığıdır. Ağrılı ve zayıflatıcıdır. Diz eklemini oluşturan eklem yüzleri birbirlerine çok uygun olmadığı için diz eklemi; eklem bağları (ligamentler) ve kıkırdak yapıdaki menisküslerle güçlendirilmiştir.

Her dizde iç ve dış olmak üzere iki adet menisküs bulunmaktadır. “C” şeklindeki menisküsler kompresyona direnç gösterecek biçimde yoğun sıkı örgü şeklinde kolajen lifleri bulunan elastikiyeti olan yapılardır.
Menisküs yırtıklarının belirtileri aşağıdakilerden bir ya da birkaçı olabilir;

  • Diz ağrısı. Menisküs yırtığının yaşanmasından hemen sonra ağrı çok şiddetli olmayabilir. Hatta spor yapan kişiler ilk başlarda ilgilendikleri spora devam edebilir. Ancak dizde oluşan mekanik bozukluğa bağlı eklem sıvısında artış ve şişlik yaşandığı zaman ağrılar şiddetlenmeye başlamaktadır.
  • Diz içerisinden gelen sesler,
  • Şişme ve sertlik,
  • Dizde kilitlenme veya bir noktada takılma,
  • Hareket kısıtlığı (Dizi tam bükememek).

Menisküs yırtıkları görülme sıklığına göre;

  • Travmatik,
  • Zamanla bozulma sonucu veya
  • Doğuştan ortaya çıkan sorunlar sonucu oluşmaktadır.

Toplumun her kesiminde ve her zaman menisküs yırtıkları oluşabilmektedir.

Menisküs Yırtıkları Hangi Yaşlarda Görülür?

Menisküs yaralanmaları her yaşta görülebilmektedir. Genç insanlarda menisküs dokusu sağlam olduğundan ciddi travmalar sonucu yırtılırlar ancak yaşın ilerlemesiyle birlikte dizdeki dejeneratif değişiklikler menisküs yırtıklarına yol açabilir. Sandalyeden kalkarken basit bir bükülme bile menisküs yırtıklarına zemin hazırlayabilir.  65 yaş ve üstündeki kişilerin %40’ından fazlasında gözlenir.

Menisküs yırtıklarının teşhisinde doktor muayenesi önemli yer tutmaktadır. Ortopedi ve Travmatoloji doktoru muayenesinde menisküsün oturduğu eklem hattı boyunca hassasiyet olup olmadığını kontrol eder.

  • Hastanın yaşı,
  • Fiziksel aktivite durumu,
  • Hastanın işi ve sosyal yaşamdan beklentileri,
  • Menisküs yırtığının yapısı,
  • Menisküs yırtığının tipi ve uzunluğu,
  • Menisküs yırtığının lokalizasyonu yani yeri,
  • Menisküs yırtığının yanında farklı yaralanmaların varlığına bakılarak tedavi yöntemi belirlenir.

 

Menisküs Yırtığı Tedavisi

Ameliyatsız tedavi yöntemleri hastaların bir kısmında denenebileceği gibi ameliyatsız tedaviler sonucu dizdeki ağrı, kilitlenme gibi şikayetler günlük hayatı engellemeye devam ediyorsa cerrahi tedavi gündeme gelmektedir.

Toplum içinde sık yaşanan menisküs yırtıkları her yaşta görülebilmektedir. Menisküs yaralanmalarında Ortopedi ve Travmatoloji uzmanına başvurulmalıdır. Menisküsün tedavisinde genç yaşta kıkırdak yapıların korunması ve ileride eklem harabiyetinin önüne geçmek amacı ile tamir yöntemleri tercih edilmektedir. Tamire uygun olmayan ya da tamir sonrası tekrarlayan yırtıklarda menisküsün kalanını korumak amaçlı kısmi menisektomi uygulanmaktadır.

Menisküs Yırtığı Tedavisinde Artroskopik Cerrahi

Menisküs ameliyatlarında açık cerrahi teknikler yerine Artroskopik cerrahi denilen kapalı cerrahi yöntemler kullanılmaktadır. Artroskopik cerrahi, eklemin içine bakmak için kullanılan bir işlemdir. Küçük bir kesiden (yaklaşık 1 santimetre) küçük bir kamera, kurşun kalem boyutunda, mafsal içine yerleştirilir. Bir veya daha fazla küçük kesi kullanarak, cerrah yırtık kıkırdaktan kurtulmak veya tamir etmek için diz içine başka aletler yerleştirir.

Menisküs yırtığının uzun süre tedavi edilmemesi kıkırdakta aşınmaya ve geri dönüşü mümkün olmayan hasarlara yol açabilir. Geç kalınan tedavilerde dizde ağrı ve hareket kısıtlığı yaşanabilirken uzun vadede kalıcı kıkırdak hasarları ile kireçlenme problemleri görülebilmektedir.

Genel Bilgiler

  • Her dizde iç ve dış olmak üzere iki adet bulunan menisküsler adeta diz yastıkları ve eklemi arasında amortisör görevini üstlenir.
  • Dize binen yükün daha geniş bir alana dağılmasını ve eklem kıkırdaklarının yüksek basınçtan korunmasını sağlar.
  • Diz ağrısı, diz içerisinden gelen sesler, şişme ve sertlik, dizde kilitlenme veya bir noktada takılma veya hareket kısıtlığı (dizi tam bükememek) menisküs yaralanmasının bulguları olarak karşımıza çıkabilir.
  • Ani durma, dönme, dizi zorla bükme veya döndürmeye neden olan aktiviteler ile diz çökmek, çömelmek veya ağır bir şeyi kaldırmak menisküs yırtıklarına neden olabilir.
  • Menisküs yaralanmaları her yaşta görülebilmektedir.
  • Ameliyatsız tedaviler sonucu dizdeki ağrı, kilitlenme gibi şikayetler günlük hayatı engellemeye devam ediyorsa cerrahi tedavi gündeme gerekmektedir.
  • Menisküs ameliyatlarında açık cerrahi teknikler yerine Artroskopik cerrahi denilen kapalı cerrahi yöntemler kullanılmaktadır.

Menisküs yırtığı tedavisi için Ortopedi ve Travmatoloji uzmanlarımız hayatın her anında yanınızda. Detaylı bilgi ve randevu için 444 86 82 numaralı çağrı merkezimizden ulaşabilir ya da online randevu alabilirsiniz.

Read More

                                            Omurga ve Omurilik Tümörü Tedavisi

İyi ve Kötü Huylu Omurga ve Omurilik Tümörleri Tedavi Yöntemleri

Tümörün tipini ve kaynağını öğrenmek için biyopsi yapılması gereklidir. Biyopsi ile tümörün kaynağı ve tipi ortaya konabilirse bundan sonra tedavi de neler yapılacağına karar verilir.

Cerrahi olmayan tedavi yöntemleri takip, kemoterapi ve radyoterapidir. Omurilik basısı semptomlarına neden olmayan ve agresif yayılımı olmayan iyi huylu tümörler aralıklı MR çekimleri ile takip edilebilir.  Kötü huylu omurga tümörleri kemoterapi veya radyoterapiye hassas olabilir. Bu tip tümörlerde kemoterapi veya radyoterapi ile tedavi edilebilir.

 

Omurganın kendisinden kaynaklanan kötü huylu tümörleri, tespit edildiği anda genellikle cerrahi tedavi tercih edilir. Amaç, kötü huylu tümörün olabildiğince çıkarılmasıdır.  Cerrahi tedavi, tümörün omurga sağlamlığını aşırı derecede bozması ve bunun neden olduğu anormal omurga hareketi olan hastalarda da bozulan omurganın metal implantlarla sabitlenmesi gerekebilir. Cerrahinin gerekli olabileceği bir diğer durum ise tümörün kemoterapi veya radyoterapiye hassas olmaması ve bu tedavilere cevap vermemesi durumudur.

Bazı tümörler için cerrahi tedavi sonrası kemoterapi veya radyoterapi uygulanması gerekebilir. Bu tedavilerin uygulanması da toplam iyileşme süresini etkileyebilir.

Read More

Kolposkopi Kimlere Yapılır?

Kolposkopi, çıplak gözle net olarak gözlenemeyen küçük patolojilerin ve kanser öncüsü lezyonların net olarak incelenebilmesine olanak sağlar. Kadın ve Doğum Uzmanları tarafından Smear testi sonucunda anormal hücrelerin varlığında; nedenini ortaya koymak için kolposkopi yapılabilir.

Problemli smear sonuçları nelerdir? , ASC-H, LSIL, HSIL

HPV 16,18 pozitifliği,  smear sonuçları ASC-H, LSIL, HSIL olanlar ve HPV diğer tip pozitifliği yanısıra smear problemi olan kadınlara kolposkopi yapılmalıdır.

Jinekolojik muayene sırasında anormal bir durum gözlendiğinde kolposkopik inceleme eşliğinde biyopsi yapılabilir.

Smear testi toplum taramaları için uygun bir testtir, ekonomiktir ve herhangi bir sağlık personeli tarafından kolaylıkla uygulanabilir.

Smear testi ve HPV testi; bir tarama testidir. Smear testi serviks kanseri (rahim ağzı kanseri ) ve kanser öncüsü lezyonların tanısında halen kullanılan en ucuz ve etkili tarama testidir. Smear testi bir tarama testidir, tanı testi değildir. Smear testi anormal çıkan hastaların kesin tanısı için kolposkop eşliğinde rahim ağzından biyopsi alınması gerekmektedir (Altın standart). Gebelikte de gerekli durumlarda kolposkopi yapılmaktadır.

Read More

Perinatoloji (Yüksek Riskli Gebelik)

 

Perinatoloji (Yüksek Riskli Gebelik) Nedir?

Perinatoloji, Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanlığı sonrasında, 3 yıllık yandal eğitimi ile anne ve bebeğe ait hastalıklar ile ilgilenen bir bilim dalıdır.
Bu işi yapan hekimlere Perinatolog denir.

Perinatoloji (Yüksek Riskli Gebelik) İşlemleri Nelerdir?

Perinatoloji (Yükek Riskli Gebelik) uzmanları gebelik döneminde, doğum ve sonrasında meydana gelebilecek risklerin değerlendirmesinde, doğum öncesi hastalıkların tanı, takip ve tedavisinde aşağıda belirtilen işlemler ile hizmet vermektedir. 

Ayrıntılı Ultrasonografi:

Düzey 2 ultrasonografi olarak da bilinir. Gebeliğin 18-23. haftaları arasında Perinatololoji uzmanı tarafından yapılan önemli bir tetkiktir.
Ayrıntılı ultrasonografide Dünyaca kabul görmüş standart planlar ile anne karnındaki bebeğinizin organ tarama ve ölçümleri yapılır.

Maternal ve Fetal Doppler:

Doppler ultrasonnografi, anne ve bebeğe ait kan damarlarındaki kan akımını ölçer.
Özellikle Annede gebelik şekeri, hipertansiyon ve pıhtılaşma bozuklukları varlığında, anne rahmini besleyen damarlardaki kan akımı ile bebekte kansızlık ve gelişme geriliği durumunda göbek kordonu kan akımını ölçer.
Doppler aracılığı ile bu açıdan riskli saptanan gebelikler takip ve tedavi edilir.

Amniosentez:

Anne karnından özel bir iğne yardımı ile amnion sıvısından örnek alınır. Bu sıvı genetik inceleme amacı ile Genetik Laboratuvarında değerlendirilir.
Gebeliğin 15. haftasından itibaren alınır.

Koryon Villus Biyopsisi(CVS):

Bebeğin plasentasından, özel bir iğne ve teknik yardımı ile örnek alınarak Genetik incelemeye gönderilir.
Gebeliğin 10. haftasından itibaren uygulanır.

Kordosentez:

Bebeğinizin göbek kordonundan kan alma işlemidir.
Kordosentez işlemi gebeliğin 20. haftasından itibaren yapılır.
Kan örneği genetik inceleme amacı ile laboratuvara gönderilir.

Perinatoloji (Yüksek Riskli Gebelik) Hangi Hastalıklara Bakar?

  •  11-14 gebelik haftasında kombine tarama testi ve erken fetal anomali taraması,
  • 15-23 gebelik haftasında fetal anomali taramasına yönelik ultrasonografi,
  • 28-32 gebelik haftası fetal büyüme ve gelişim değerlendirilmesi ve geç fetal anomali taraması,
  • Yapısal fetal anomalilerin tanı ve yönetimi,
  • Enfeksiyöz hastalıkların tanı ve yönetimi,
  • Genetik hastalıkların tanı ve yönetimi,
  • Tanısal girişimsel işlemler (amniosentez, kordosentez, CVS),
  • Eritrosit Alloimmünizasyon (Rh uygunsuzluğu), Fetal anemi tanısı ve tedavisi (Transfüzyon),
  • Gebeliğin medikal hastalıkları (hipertansif hastalıkları (HT, preeklampsi), diyabet, karaciğer, böbrek ve kan hastalıkları vb.),
  • Düşük tehdidi, servikal yetersizlik, erken doğum tehdidi, erken membran rüptürü (amniyon kesesinin doğum başlamadan yırtılması ve suların gelmeye başlaması),
  • Fetal büyüme ve gelişme sorunlarının tanı takip ve yönetimi (Doppler USG),
  • Çoğul gebelikler ve sorunlarının takip ve yönetimi,
  • Plasenta previa (plasenta olarak adlandırılan bebeğin eşinin önde olması; yani doğum kanalını kapaması) ve invazyon anomalilerinin tanı ve yönetimi,
  • Doğum esnasında ve sonrasındaki sorunların (kanama vb.) tanı ve yönetimleri yapılmaktadır.
Read More

Kolposkopi Nedir?

Kolposkopi; rahim ağzı, vajen ve vulvanın bir ışıklı mikroskobik alet yardımıyla 6-40 kat kadar büyütme yapılarak yakından inceleme işlemidir. Bu işlemin yapıldığı aletin adına da kolposkop denilir.

Kolposkopi Nasıl Yapılır?

Kolposkopi işlemi ağrısız bir işlem olduğundan hastaların genel anestezi ile uyutulmasına gerek kalmamaktadır.

Eğer kolposkopinin ardından biyopsi örneği alınırsa hafif kasık ağrısı veya kramp hissedilmesi olabilir. Kolposkopiden 24 saat önce vajinal ilaçlar veya vajinal tampon uygulanmamalıdır, cinsel ilişkide bulunulmamalıdır.

Kolposkopi sonrası 2-3 gün kadar lekelenme tarzı kanama veya koyu renkli vajinal akıntı gelmesi beklenen bir durumdur. İşlem sonrası en az 1 hafta cinsel ilişkide bulunulmamalı ve vajinal tampon kullanılmamalıdır.

Alınan biyopsilerin patolojik inceleme sonucunda CIN-2 veya CIN-3 şeklinde anormal bulgular çıkan hastalar; konizasyon ve ya LEEP adı verilen operasyonlarla tedavi edilebileceği gibi, sonucu normal ve CIN-1 olan hastalar ise smear ve HPV testleri ile periyodik olarak takip edilirler. Yine kolposkopik biyopsi sonucu rahim ağzı kanseri olarak çıkan hastalar yaş ve çocuk arzularına göre uygun olan cerrahi girişim ile sağlığına kavuşmaktadır. Kolposkopi eğitim ve modern cihaz gerektiren bir işlem olup hastanemiz Jinekolojik Onkoloji Cerrahisi polikliniğince bu hizmetimiz sürekli mevcuttur.

Read More

Ozon Tedavisi

Uygun dozlarda ve tekrarlı şekilde uygulanan vücudun savunma sistemlerini aktive edip güçlendirmekte ve direncini arttırmaktadır. Böylece vücutta mikro-organizmalara ve birçok hastalığa karşı bağışıklık sistemini düzenlemekte ve tedaviye katkıda bulunmaktadır

Özellikle son dönemlerde rutin yöntemlere yardımcı olarak sıkça tercih edilir hale gelen ozon tedavisi, oksijenin triatomik ve kararsız bir formu olan ozon kullanılarak uygulanır. Tedavide kullanılan ozon gazı, tıbbi ozon jeneratörlerinde saf oksijenden üretilmekle beraber bu üretilen ozon, daima oksijen ile karışım halindedir. Aynı zamanda ‘’oksijen terapisi’’ veya ‘’ozon terapisi’’ olarak da nitelendirilen ozon tedavisi, deri hastalıklarından enfeksiyona kadar birçok durum ve hastalığın tedavisinde, doktorların tavsiyeleri doğrultusunda etkili bir rol oynayabilmektedir.

Ozon Tedavisinin Faydaları Nelerdir?

  • Bağışıklık sistemini düzenleyip güçlendirerek enfeksiyonlara karşı vücut direncini artırır.
  • Kaslarda biriken toksini giderme özelliğiyle kaslarda gevşemeye yol açar; bu sayede gevşeyen kaslar yumuşar ve esneklik artar.
  • Eklem ağrılarını ve kas rahatsızlıklarını iyileştirir.
  • Beyin fonksiyonlarını ve hafızayı kuvvetlendirir.
  • Halsizlik, isteksizlik, uykusuzluk, enerji azlığı, odaklanma güçlüğü, kronik yorgunluk, yaygın kas ağrıları, depresyon, anksiyete, panik atak gibi belirtilerin ortadan kalkmasına yardımcı olur.
  • Yüksek kan şekerini düşürür.
  • Yüksek yağları (kolesterol, trigliserid) düşürür.
  • Deri kan dolaşımını artırarak cildin; yeni, sıkı ve pürüzsüz bir görünüme kavuşmasını sağlar.
  • Hücre ve dokulara giden kan dolaşımını artırır.
  • Kan ve lenf sistemini temizler.
  • Hormon ve enzim sistemini normale çevirir.
Read More

Göz Kuruluğu

İnsanlar sağlıklarına her ne kadar dikkat ediyorsa, göz sağlığına da bir o kadar dikkat etmelidirler. Göz muayeneleri aksatılmamalı ve göz sağlığını koruyacak tedbirler alınmalıdır. Unutmayın ki göz sağlığı ve görme yetisi kalitesi, yaşam kalitesini yükseltir.

Göz Kuruluğu Nedir?

Göz kuruluğu, gözyaşının yetersizliği durumudur. Gözyaşı bezlerinden gelen sıvılarda azalma olması gözyaşı zarını etkiler. Göz kuruluğu tanısı konulan hastalarda ya yeterli miktarda gözyaşı salgısı yoktur ya da gözyaşında kalite bozukluğu vardır. Bu nedenle gözyaşı, göz sağlığımız için oldukça önemlidir.

Yaş ilerledikçe görülen romatolojik hastalıklar, tiroit bezi bozukluğu, akne, depresyon ve tansiyon ilaçları gibi birçok etken göz kuruluğunu tetikler.

Gözü ıslak tutan ve koruyan tabaka, eksik ya da düzensiz çalıştığında da göz kuruluğu meydana gelir. Bu tabaka gözü hem mikroorganizmalardan hem de dış etkenlerden korur. Bu tabakada ortaya çıkan sorunlar göz kuruluğuna yol açar.

Göz Kuruluğu Belirtileri Nelerdir?

  • Çoğu hastada benzer görülen göz kuruluğu belirtileri;
  • Gözlerde yanma, batma, kaşıntı
  • Gözlerde yabancı bir madde varmış hissi
  • Okuma sırasında gözlerin çabuk yorulması
  • Duman ve rüzgara karşı hassasiyet
  • Kontakt lens kullanmada güçlük çekmek
  • Uyanıldığında gözleri zor açmak
  • Bulanık görme ve gözleri yorgun hissetme, sürekli gözleri kapatma isteği
  • Gece araç kullanmada zorlanma
  • Gözlerde kızarıklık
  • En Çok Kimlerde Görülür?

Her yaş grubunda ve hem erkeklerde hem de kadınlarda görülebilen göz kuruluğu, neden bu kadar yaygın hiç düşündünüz mü? Hormonal dengelerin bozulmasıyla kadınlarda menopoz dönemi sonrasında, vücutta ve gözde sıvı salgılayan bezlerin azalmasıyla kuru göz şikayetleri başlar.

Ofis Çalışanlarında Göz Kuruluğu

Özellikle ofis çalışanlarının dikkat etmesi gereken bir konu olan göz kuruluğu, bilgisayar ekranına uzun süre bakmaktan dolayı insanların göz kırpma yetisinin zayıflamasıyla daha sık görülür. Göz kırpma sıklığı azaldığında gözde bulunan gözyaşları buharlaşır. Ofis çalışanlarında ve sürekli bilgisayara bakan insanlar gözlerini 10-15 saniye hiç kırpmadan açık tuttukları gözlemlenmiştir. Normalde ise insanlar 3 saniyede bir gözlerini kırpar. Yani, sürekli bilgisayara bakan insanların, hem gözlerini daha uzun süre açık tutmaları hem de klimalı ve kuru ortamlarda bulunmaları nedeniyle gözyaşı buharlaşma süresi hızlanır. Bu sebeple de buharlaşmaya bağlı kuruluk ortaya çıkar.

Göz Kuruluğunu Önlemek için Ne Yapmalı?

Masa başı çalışanların göz sağlığı için bilgisayara bakma sürelerini azaltıp, sürekli ara vermeleri gerekmektedir. Birçok profesyonel, bir ara verme metodu olarak 20-20-20 kuralını tavsiye etmektedir. Bu kural, ekranın önünde çalıştığınız her 20 dakikada bir, 20 saniye boyunca 20 fit (6 metre) uzağa bakmanız gerektiğini belirtir.

Göz Kuruluğuna İyi Gelen Vitamin ve Mineraller Nelerdir?

Gözyaşı azalması ve göz kuruluğu birçok sebepten ortaya çıkabilir. Fakat A Vitamini eksikliğinin göz kuruluğu yaptığı gözden kaçmaktadır. A vitamini eksikliğinin; gece körlüğü, gözyaşının azalması ve kuru göz, göz kornea tabakasında yaralar gibi birçok etkisi olabilir.

Bunun yanında, göz sağlığına ve göz kuruluğuna iyi gelen besinleri tüketmemizde fayda vardır. Bu besinlerden birkaçı; havuç, portakal suyu, kavundur. Fakat bizler günde minimum 5 porsiyon meyve ve sebze yiyemediğimizden göz sağlığınız için ek bir takviye almayı düşünebilirsiniz. A vitamini, E vitamini, B2 vitamini, C vitamini, Çinko, Bakır, Omega-3 ve Lutein Esterleri göz sağlığınızı korumada önemli rol oynayan vitamin, mineral ve özel besinlerdir.

Göz kuruluğunun birçok sebebi olabilir. Gözün nemlenmesini sağlayan goblet hücrelerinin az olması göz kuruluğuna neden olan sebeplerden biridir. Göz kuruluğu durumunda hemen bir doktora danışmanızı ve tedaviye başlamanızı tavsiye ederiz.

Read More